Salı, Ağustos 02, 2011
İyi ki doğdun Canan!
24 sene önce tam da bugün annem ve babam eve ilk defa gördüğüm küçük bir bebekle gelmişler. Bebeğin varlığını umursamış mıyım bilmem ama gelirken bana hediye olarak getirdiği oyuncak telefonla senelerce oynadığımı düşünürsek gelişinin hayırlı olduğunu söylemek mümkün :)
İlk günden ablasına hediye alma inceliğinde bulunan sevgili kardeşim Canan'ın doğum günü işte bugün. (Hediyeyi annemlerin ben onu seveyim diye aldığını söylememe bilmem gerek var mı?)
İnsanın kardeşinin olması güzel bir şey. Sürekli bir arkadaşınla yaşıyormuşsun gibi. Bir yandan da kötü bir şey. Çok fazla arkadaşa ihtiyaç duymuyorsun :)
Bir arkadaşının doğum gününde unutamadığın anılardan ya da çok sevdiğin özelliklerinden bahsedebilirsin. Ama 24 senenin neredeyse her gününü birlikte geçirdiğin, üstelik objektif bakamayacağın biriyse bahsi geçen, bu tür şeyler yazmak zor :)
Ama iyidir benim kardeşim! Bazen gıcıklaşabilir, eh o kadarı normal. Kendisini fazla yürütürseniz söylenir, uykusunu bölerseniz kızar vs. Bunlara rağmen iyidir işte.
Biz birbirimize çok benzemeyiz ama nadiren gelişen istisnai durumlar dışında hep anlarız diğerinin söylediğini. Sadece kendimizi değil, diğerini de düşünürüz. Aslında en çok en küçük olanı düşünürüz tabi :) İşte ben belki de bu yüzden birbirinden nefret eden o kardeşleri oldum olası anlamamışımdır.
Benim kardeşim zaman zaman ikizim zannedilir, halbuki normal kardeşlerden daha farklı bir benzerliğimiz de yoktur hani. Kendisine "Selin" denmesine alışkındır ama yine de her seferinde "Canan" diye düzeltir. (Ben telefonda Cananmışım gibi konuşurum bazen, o yapmaz.) Kendisi ikizim değildir, hatta bir Alex de değildir ama en yakınımdaki insandır her zaman.
Kendisi için kullanamayacağımız bir diğer sıfat da "şanslı"dır. Başına sık sık kötü şeyler gelir. Saçma sapan insanlar çıkar karşısına vs. Umarım 24 yaş onun için bir dönüm noktası olur ve "Ne kadar şanslı" dediğimiz o insanlardan birine dönüşür!
Yeni yaş önce mutluluk getirsin, sonra şans, iyi dostlar, unutulmayacak anılar, belki hayırlı kısmetler :P ... Mevcut olan ne kadar güzel şey varsa getirsin işte!
24. yaş geçen 23 seneyi kıskandıracak kadar güzel olsun! Daha az sinir, daha az stres, daha az sıkıntı...
İyi ki doğmuş Orta Doğru ve Balkanların, ama en çok Balkanların en süper insanı. İyi ki varmış benim canım kardeşim :)
Nice mutlu yıllara!
Pazar, Temmuz 10, 2011
İyi ki Doğdun Bidoooo!

Ben böyle yazılar yazmakta iyi değilim cancan. Affet. Ama kandırıldım."Sevgi dolu, sevimli" gibi kelimelerle kandırdılar beni (evet evet siz Selin ve Canan :D ). Şimdi ben sana öyle sevgi dolu bir yazı yazmak istiyorum ki... Ama sevgi dolu olsa sevimli olamayacak, sevimli olsa sevgi doluluğu gözden kaçacak diye korkuyorum, bilesin.
Şu internet dünyası ve onun birleştirdiği insanlar konusuna hiç girmeyeceğim. Çünkü biliyorum ki biz artık bunun ötesindeyiz. Blog arkadaşları bile değiliz biz. Biz birbirine uyan ama farklı yerlerde yaşayan sonra mini mini bir hadiseyle olması gereken yerlerde olan insanlarız.
Başka nasılız dersen... Deme, dinle şimdi.
Biz böyle insanlardık çünkü; sen de bizlerleydin bak. Bak, bütünü oluşturan o parçayla ilgili şeyler söyleyeyim de dinle...
O parça çok sevimli bir kere! Yazdığı yazılar hüzünlü olsa bile içine gülümseten cümleler koyabilen biri... Her yazını okurken gülüyorum ya! :)
Milyonlarca iyi özelliği olmasına rağmen hep kendine kötü eleştiriler yapan ama o halini de öyle sevdiren biri...
Benim soğuk esprilerime gülen, hatta benden çıraklık eğitimi alıp bana yoldaş olan biri...
Artık çok da güzel soğuk espriler yapan, bizi güldüren biri... :D
Bir sürü kişiyi tanımasına rağmen şemasını hiç ihmal etmeyen biri...
Her şeyden haberdar olan biri :P (anladın sen onu :D )
Güzel pastalar börekler yaptığını düşündüğüm biri... (henüz nasip olmadı ama mesajı yolladım çok pis :P )
İbrahim Tatlıses dinleyen biri :D
Bir derdin olsa, dinleyecek biri...
O bana "balım" diyen biri :)
İçimizden de biri o... (çünkü evde kalmış biri aynı zamanda :P )
Arkadaş canlısı, içi dışı bir, bir şeyin çok farklı yönlerini görebilecek kadar da mantıklı biri...
O var ya o, çok sevdiğim biri!
O, hakkında çok fazla şey söylemek istediğim ama içimdekileri toparlayıp bir araya getiremeyecek kadar beceriksiz olduğumu bilecek, beni öyle sevecek biri :)
O Zeynep, o bido, o şemanın bir tanecik'i.
O, yıllar evvel bugün doğmuş, iyi ki de doğmuş biri!
Tüm güzellikler seninle olsun cancağız :)
Seviliyorsun, bilesin, bu üç kişi seviyor seni!
Kartın üstünde yazdığı gibi: "have a happy birthday right now!"
:)
Cuma, Mart 11, 2011
Manyaklar!!!!!!!
Az evvel elime geçti hediyeniz. Odadan çıktığımda masanın üstünde buldum. "Saraçoğlu" yazısını görünce "deliler, manyaklar!!!!" ve hemen ardından "nasıllll?" dediğimi hatırlıyorum evet.
Gününde ulaşamadı ama çok da geç sayılmaz bence:) Hem hem tam sürpriz oldu!
Yaşlanıyorum ama ne güzel hep beraber yaşlanıyoruz ve evet siz daha yaşlı olacaksınız. şeytanigülüşlüzımayl: :D :D
Ben bu hediyeleri elime almadan evvel diyordum zaten "ne kadar şanslıyım ben ya!" diye... Bir kez daha şanslı olduğumu hatırlattınız ya, ne diyeyim size... Yeni yaş şahane şeyler getirecek mi bilemiyorum ama yıllar evvelki bir yaşım bana şahane şeyler vermişmiş meğer. Kim derdi ki o adamın böyle bir şeye sebebiyet vereceğini! :P
Hayaletime bir şeyler fısıldarken sizin için de güzel şeyler dileyeceğim. Ve mümkünse zamanda yolculuk yaparken bu günlere dönmesini dileyeceğim bol bol! :)
Bilmem kaçıncı defa, yeniden, bıkmadan, usanmadan "iyi ki varsınız kızlar!" Mümkünse hep olun. Hep...
P.S: Adresi nerden buldunuz nan! :D
Perşembe, Mart 10, 2011
İyi ki doğdun a.nur!! :)
Pazartesi, Şubat 28, 2011
mart kapıdan baktırmasın lütfen.. lütfen :(
bize ilkokulda ne öğrettiler? kış ayları aralık-ocak-şubattır dediler.. mart nedir, bahardır dediler.. ama olmaz olasıca bir atasözü ve malesef o atasözünün gerçekliği var ki; mart ayları soğuk geçiyor. bildiğin soğuk, donduruyor insanı. ne gerek var? hiç gerek yok. aylarca zaten donmuşuz, 5 kat giyinip çıkmışız dışarı, bahar gelse de bi rahatlasak ferahlasak demişiz; sonra mart gelmiş gene donmuşuz :( o zaman neden geldi mart ha neden?!!
çok sıkıldım ben kıştan ve bunalımdan.. ne olur bu mart bi kıyak geçsin, ne olur soğuk olmasın.. güneşli geçsin.. sıcak da olmasın tamam, tamam gene kışlıklarımızla çıkalım sokağa, ama 5 kat giyinmeyelim.. elimiz yüzümüz donmasın.. gidip sahilde uzun uzun oturabilelim hiç bişey yapmadan.. yürüyüş yapabilelim.. yağmur çamur yağmasın, ya da yağsın ama abartmasın.. ya da abartsın ama ben dışarı çıkmak istiyorken abartmasın :P adalara gidelim.. bisiklete binelim.. boş boş dolaşalım.. görmediğimiz yerleri gezelim.. durak-ev arasını sorun etmeyelim, "nasılsa hava güzel, yürüyelim açılalım" diyelim.. yapalım :(
lütfen havalar düzelsin bir an önce.. lütfen lütfen lütfenn...
Pazartesi, Şubat 21, 2011
bir varmış, hiç yokmuş.
insan denilen varlığın ruh halleri, bu ruh hallerinin değişkenliği, değişme hızı, vesaire konular gerçekten korkunç ve hayret verici şeyler. 3 saniyede, ya da 3 kelimeyle dünyanın en mutlusu olabilen de insan; 3 günde "bunalımdayım" diyebilecek, dese yalan olmayacak kıvama gelebilen de. hatta bunlar belki de aynı insan. insanoğlu işte, bir gün öylee, bir gün böyle.. kuş misali.
bu değişikliklerin tek suçlusu olduğunu düşünüyorum ben: umut. durum ne olursa olsun, devreye girdiği anda her şeyi alt-üst edebiliyor bu umut. pis umut ve kaka umut da diyebiliriz ona. misal: onsuzken gayet iyisinizdir. onsuzluğa alışmışsınızdır. birden ce-ee! yapar ve sizi mutlu eder. öyle bıraksa iyi aslında. kim umutlu ve mutlu olmaktan rahatsız olur ki? (cevap: gerizekalılar) ama ne oluyor? öyle bırakmıyor umut. siz böyle sevinçliyken mutluyken birden kayboluyor. (geldikleri gibi giderler-i üstüne alınmış olabilir.) bu çok kötü bir şey. yani konu ne olursa olsun.. eğer olumlu bir sonuç beklentiniz zaten yoksa, öyle ya da böyle devam edebiliyorsunuz. ama -ufak da olsa- bir ışığın belirip -hemen de olsa- sönmesi, hiçbir şeyin az önceki gibi devam etmemesini sağlamaya yetiyor. bu çok kötü bir şey.
bazen oluyor böyle şeyler işte. sanıyorsun bir tek sana oluyor. ya da sanmıyorsun, ama sana ağır geliyor. insanın zaten bir yerden morali düşmeyegörsün. düşene bir de sen vur kampanyası varmışçasına en küçük, en basit şeyler bile sorun oluyor o zaman. (2 ay önce kazağımın renginden çorap bulamamıştım, şu an ona üzülüyorum misal.) (bir de 1 ay önce alıp yemeye karar verdiğim çilekli nesfiti hala almayı unutuyor oluşuma.) (bir de kaşlarımın asimetrik yaratılmasına, ki bu mutsuz olduğum her an ilk saldıranlardan biridir.) o zaman 3-5 kişi hariç kimseyle uzun uzun konuşmak istemeyebiliyor insan. bazen 3-5 kişiyle bile. neyse ki o durumda değilim henüz.
neyse ki "Allah sevdiği kuluna önce kaybettirir, sonra buldurur." cümlesinin tersine inanmıyorum.. O da sevmese?..
Perşembe, Ocak 27, 2011
Herkes Kendi Yaşamını Yaşasın

Çarşamba, Ocak 05, 2011
doğmasaydın çok kızardık, neyse ki doğdun
bugün shemamızın nadide insanı, blogger aleminin mrs. lovett'ı ve benim biricik ablamın doğumgünü.. biz de bidost ve a.nur ile kendisine özel bir kutlama yapmak istedik.. doğum günün kutlu ve mutlu olsun baayan.. yeni yaşında (kaç olduğunu söylemek yok) dilediğin her şeyin senle olmasını dileriz.. iyi ki doğmuşsun!
peki ya doğmasaydın?
bir bakalım neler olurmuş..
-ayna tarafımızdan unutulup gidecekti.. leyla bizim için bir insan ismi, akdeniz yazlık güzide bölgemiz olacaktı..
-shemadaki dedikodu kazanı hiç kaynamayacaktı..
-benim (canan) en kötü hallerimi deşifre edebilecek kimse olmayacaktı..
-istiklal deyince aklımıza marş gelecekti..
-shema toplantıları fotoğrafsız kalacaktı..
-"bloga yazı yazın huleynnnn" diyen olmayacaktı..
-soğan halkalarının sempatisinden bihaber olacaktık..
-yakışıklı aktör resimlerini aramak üzere google a saldırmayacaktık..
-shemada 3 günde bir Mehmet Günsur görmeyecektik..
-Canan hiç bir shema buluşmasına uyanıp gelemeyecekti..
-shemadaki feed ve yorumlar 140 karakteri geçmeyecekti..
-bido evlenme sırası onda diye düşünüp kahrolacaktı..
-shemada kimsenin fikri gelmeyecekti..
-shemadan kimse 1.80e ulaşamıycaktı (tenks tu platform topuk)
-ipeğin yeni hesabını bulamayacaktık (ki bu kayıp mı tartışılır :P)
-x shemayı sevie geyiği hiç olmayacaktı..
-falım sakızdan çıkan falları ezberlemeyecektik..
-bido shemada kimseden korkmadan, fütursuzca Fenerbahçeye laf atabilecekti..
-abuk subuk ilkokul esprilerinden bihaber yaşayacaktık..
-mesleği öğretmen olan bütün denyolara saygı duyacaktık..
-a.nur nimetinden bir haber kalacaktık..
-"selin kişisinin bugünkü ruh halinin özeti" başlığı altında çeşitli videolara maruz kalmayacaktık..
-Canan'a kimse gün içerisinde onyüzbinmilyon tane link atmayacaktı..
-abur cubur yiyesimiz geldiğinde kimseye "beni evine al" diyemeyecektik
-hiçbirimiz #bennabtımbiliyonuzmu hashtagi altında günümüzü anlatamayacaktık..
ve en önemlisi shema asla bu kadar eğlenceli bir yer olmayacaktı..
bu kayıpları göze alamadığımız için huzurunuzda kendisine bir kez daha iyi ki doğdun der gözlerinden öperiz. (bknz: alttaki foto)

Salı, Ocak 04, 2011
bi dostla hayata ve yeni yıla dair
efendim son röportajımızı blog ve ff camiasının kıskanılan, aranılan insanı (:P) shemanın reyizi, can dost güzel insan bi dost hanımla yapıyoruz.. kendisinin yeni yıla dair görüşlerini ve dileklerini aldığımız bi dost hanımla biz röportaj esnasında çok eğlendik, umarım siz de okurken eğlenirsiniz..
1. 2010'un kısa bir değerlendirmesini alabilir miyiz senden?
bu sana bağlı. tuttuğunu koparan biriysen alabilirsin, eheh. (gülüşmeler) 2010'a mutlu ve umutlu başlamıştım ben aslında. ama pek öyle devam etmedi:) geçen yıla saydırır da saydırır herkes, ben öyle yapmayacağım ama çok da muhteşem geçtiğini söyleyemeyeceğim. ortalama bir yıldı, çok kötü bir şey olmadı çok şükür; ama hayatımı değiştirecek harika olaylar da yaşamadım:) "ama"larla dolu bir yıl olmuş bu sorunun cevabında da gördüğümüz gibi:) bir de durgun bir yıldı 2009'a göre.. çok fazla yeni insanla tanışmadım, az biraz kabuğumda kaldım sanki.
2. 2011 de ne olsa, ne olmasa?
öncelikle şu lise bir bitse. her şey iyi giderse temmuz'da son sınavıma gireceğim, her şey iyi gitsin ve birincilikle bitireyim lütfen:P sonra, hayatımda biri olsa. öylesine biri olmasa, ebediyyen ayrılmayacağım biri, bu yıl gelip girse hayatıma kalp yoluyla :) sonraa, abim askerden gelse sağ ve salim bir şekilde, babamın işleri süper gitse. düzen ve huzur gelse bu taraflara:)
ne olmasa peki? gereksiz insanlarla arkadaşlık etmesem mesela. gereksiz olduklarını bildiğim halde yapmasam bunu en azından 8-) sonra, bilgisayarım ve internetim bozulmasa, ama çok da haşir neşir olmasam onlarla kendi rızamla.. tembellik olmasa, anneye çemkirme olmasa.. ve şu kahrolmayası göbek olmasa :((( (bu noktada röportajı yapan insan bidost insanına kafa atmak ister çünkü bidost insanı kendisinden bayaa bir zayıftır)
3. 2011'e geçmesini istemediğin 3 kişiyi bahşeder misin?
istememekle kalmayıp 2010'da bıraktığım 3 kişi var halihazırda, onları bahşedeyim? 1. o salak kız. 2. o salak çocuk. 3. diğer salak kız. üçüncüsünü sonlarda bıraktım ama geç olsun temiz olsun derler, temiz oldu.
4. 2010 deyince aklına ilk ne geliyor?
2010 deyince aklıma şu geliyor! diyeceğim belirgin bir şey olmamakla birlikte, böyle sorulunca aklıma odunluğum geldi bir anda. yani hiçbir şeye üzülmedim değil iki bin onda ama kendimi heder edecek kadar üzülmedim, en azından karar verdiğimde uygulayabildim. eskiden böyle değildim ben, benim için çok önemli olmayan bir insanı bile hayatımdan çıkarmak dünyanın en zor işiydi. hatta yapamazdım da, sürünürdüm milletin peşinde. bir süredir benimsediğim "sana değer vereceğime x'e değer verir y'yi bulurum xD" felsefesi beni daha güçlü, bir o kadar da odun yaptı ve şak şak şak atabiliyorum artık fazlalıkları.
pilatesin de etkisi var tabii. (alakayı kurana ödül) (tekrar gülüşmeler)
5. saat tam 00.00 da şunu yapayım da tüm sene onu yaparım geyiği vardır.. sen hiç yaptın mı? yaptıysan neydi?
bu yıl yapmadım. öyle ki, dışardan gelen top-tabanca seslerini duyduğumda banyoda ellerimi sabunluyordum. ama geçtiğimiz yıllarda bir defa 00:00'da namaz kıldığımı, bir defa da sevdiğim'e mesaj attığımı hatırlıyorum. ilginç bir kafadaymışım.
6. o değil de resmen bir yıl daha yaşlandık, n'apıcaz?
senin daha 1 yılın var yaşlanmaya, hiç konuşma :/ a.nur da konuşmasın, lale de hatta.. ama selin'le ben 25 yaşımızın sonu olan 2012'ye sap gibi girecek gibi olursak ben kendisine 31 aralık'ta elele köprüden atlamayı teklif edeceğim :/ gelecek yıllar için size de ışık oluruz, büyüyünce siz de yaparsınız :(
7. geçtiğimiz yılda en sevindiğin en üzüldüğün ve en korktuğun anı hatırlıyor musun?
en korktuğum andan başlamak istiyorum. ablamla kuaföre gitmiştik, evde de yalnızca annem vardı. sonra döndük, kapıyı çalıyoruz çalıyoruz açan yok.. işimizin çok uzun sürmeyeceğini bildiği zamanlarda, evde başka kimse yoksa asla dışarı çıkmaz çünkü biz anahtar taşımayız. kapıda kalmamızdan korkar. ama o gün açılmıyor kapı işte.. başına kötü bir şey geldi sanmıştım, çok korkmuştum. markete inip orda da aradım onu, yoktu. bir süre daha kapıda bekledikten sonra yanımızda belirdi, ben de ona çok kızdım 8-) hayatım boyunca yaşadığım en büyük korkulardan biri bile olabilir bu hatta.
en üzüldüğüm ne vardı hatırlamıyorum, ama abim beni çok üzmüştü. yıllar önce okulu bırakmamla alakalı saçmasapan düşüncelerinin olduğunu öğrenmiştim, günlerce küsmüştüm ona. 80 defa özür dilemese hiiiç de barışmazdım zaten hıh. bir de askere gittiği akşam çok üzülüp ağlamıştım :$ nedir bu abimden çektiğim benim yahu :P
aaa bir de şimdi aklıma geldi; yani çok üzülüp karalar bağlamamıştım bunun için ama son anda terslik çıktığı için burulmuştu içim biraz. blog aleminden sevdiğim biriyle görüşecektik, bir çarşamba günü olacaktı buluşma ve biz de yeri-zamanı salı ayarlarız demiştik. salı gecesi ben ona "3'te ayrılmalıyım" o da bana "6'dan önce mümkün değil" deyince kötü olmuştum.
en sevindiğim an olarak da hatırlamıyorum ama yaşamaktan mutlu olduğum günler vardı.. mesela, shema buluşmaları. mesela, büyükada gezisi. mesela, hmm bu da şimdi aklıma geldi, mesela yazın girdiğim sınavın sonuçlarını öğrendiğimde deli gibi sevinmiştim. en sevindiğim an olabilir o, evet:)
8. 2010'da bırakmak istediğin alışkanlıkların ya da huyların var mı?
evet hem de bissürü :/ dağınıklığım, -yineliyorum- tembelliğim, geç yatışlarım, abur cubur yeme hastalığım, netkolikliğim, falan filan. he bi de agresifliğim, cazgırlığım.
9. ben "düğün tarihlerini düzlemece" olayına sinir olurum.. sende durum ne, 11.11.11de düğün görebilecek miyiz?
hayır, sırf bu saçmalığa tepki olsun diye evlenmeyeceğim ben o tarihte!! :PP özel bir tarihte evlenmek isterdim ben de, bu doğrudur ama 9.9.9 10.10.10 11.11.11 artık özel olmaktan çıktı bana göre:) 30 ağustosta, 29 ekimde falan evlenebilirim ben :D ya da evleneyim de, tarihi önemli değil :P
10. senin için 2010'u diğer yıllardan çok farklı kılacak bir olay ya da kendinde gözlemlediğin değişiklikler oldu mu?
4. soruya verdiğim cevap dışında bir de kitap okuma ihtiyacı hisseder oldum, böyle sevindirici bir değişikliğim oldu. onun dışında değişik, farklı, önemli bir şey yok maalesef :/
11. 2010da çıkan ve sevdiğin albüm, film ya da dizi var mı? nesini sevdin onların Allah aşkına! :P
bu sene 1 kerecik sinemaya gittim ben galiba, bunu farkettim ve çok üzüldüm şu an :D eyvah eyvah'tı o da, çok sevmiştim. dizi de var, acıların çocuğu osmancık'ın meşhuuur dizisi öyle bir geçer zaman ki:) sonra, fatmagül'ün suçu ne (buna bayıldığına eminim:P) bir de yahşi cazibe. ya böyle şeyleri izledikçe sizden farklı olduğumu farkediyor ve beni sevmediğinizi düşünüyorum, yok öyle bir şey ama di mi? sevin beni :'(
(şimdi albüm konusunu hiç açmayayım, serdar dersem kesin atılırım gruptan 8-)
12. buradan shema ahalisi okurlarına yeni yıla dair bir mesajın var mı? normal mesaj da olur farketmez :)
olmaz mı? inanırlarsa olur bence, bu yüzden herkesi iman etmeye davet ediyorum. kendilerine güvensinler. bir kız için, bir oğlan için kendilerini harap etmesinler. her şey kafada bitiyor bi anlasınlar bunu. ama evlilik hariç, o kısmet işi (böhü).
herkes gibi ben de sağlık, mutluluk, huzur, barış dolu günler diliyorum yeni yılda bizi okuyanlara. gözlerine de ayrıca sağlık. bi de yüreklerine. onların şurası güzel, şurası.. hadi kaçtım esra erol'la izdivaç'ı izliycem daha. görüşürüz.
Pazartesi, Ocak 03, 2011
Hepsi ve Daha Fazlasıyla Bugün Shema'da : Selin!
1) “Pek sevgili Selin, yeni bir yıla girdik, farkındasın değil mi? Söyle bakalım hangi yıla girdik?” gibi bir soruyla seni ısınma turuna götürmek istiyorum, benimle gelir misin?
Her yere gelirim seninle, sen yeter ki iste. “2011’e girdik öğretmeniiiim” diye cevap veriyorum; doğru cevap vermenin mutluluğu ve gururuyla bakıyorum sana şu an ama sen görmüyorsun.
2) Söyle bakalım 2010’dan ne ummuştun ne buldun?
Eğitim kurumundan çok işkence yurduna dönmüş olan çalışma mekânımdan kurtulmayı ummuştum evvela. Senenin son günlerinde olsa da kurtulmuş olmanın mutluluğu içerisindeyim hâlâ. Aslında bütün 2010’u orada geçirdiğimi düşünürsek umduğumu bulmuş sayılmam pek :)
Sakin, huzurlu bir hayat, dostlarla geçirilen güzel zamanlar, hatta belki mutlu bir aşk (:p) bulmayı ummuştum herkes gibi veeeee havamı aldım :)
O adamın müziği artık bırakmasını dilemiştim, o konuda da havamı aldım :)
3) Bu doğrultuda, 2011’den ne ummuyorsun? Bunun yanında ummak için can attığın şeyler neler?
Yaparken mutlu olacağım bir iş istiyorum. Çeviri yapmak istiyorum, öncelikle kitap çevirisi elbet ama yayınevleri gelip kapımı çalmıyor ne yazık ki :)
Onun öncesinde Pollyanna moduna geçebilmeme yardımcı olacak bir aşk lazım sanırım :)
Yine güzel dostlarla geçirilecek güzel zamanlar istiyorum, daha çok kitap okumak istiyorum, daha çok film izlemek istiyorum, daha çok gülümsemek istiyorum, daha çok yürümek istiyorum yağmur altında, daha çok zaman geçirmek istiyorum İstiklal’de, sevdiğim insanların gülümsemesine az da olsa katkı yaptığımı hissedebildiğim o keyifli anlardan istiyorum daha çok… Öyle işte :)
4) Geçen yıl dershane öğretmenliği yapan bir adet Selin vardı, bu yıl gözlerimiz seni nerelerde aramalı? Çalışma hayatına “ben de buradayım!” deyip, renk katmayı düşünüyor musun?
Çalışma hayatına renk katmayı ben istiyorum da çalışma hayatı buna hazır mı bilemiyorum. Sabahları yataktan nefret ederek kalkmayacağım ve kapısından girerken lanet etmeyeceğim herhangi bir yer bulursam çalışma hayatına dönerim olmazsa da tv’de evlilik programı izlerim ne yapalım :)
5) Yeni bir yılın gelmesi, aslında doğum gününün de yaklaşması demek… Yaşlanmak nasıl bir duygu? :P
Hani insanlar yeni bir yıla girdiğinde yeni bir yaşa girmiş gibi hissediyorlar ya doğum günleri ne zaman olursa olsun, işte o yeni yılla birlikte yaşlandığını hissetme hakkına asıl ben sahibim yılın ilk günlerinde doğmuş biri olarak. Yeni bir yıla girmeyi belki de birkaç gün sonra yeni yaşıma girdiğim için önemsemiyorumdur bilmiyorum. Benim yılım 1 Ocak’ta değil 5 Ocak’ta başlıyor :) Gelelim yaşlanmanın nasıl bir duygu olduğuna… 25 yaşını geçmiş olanlar alınmasınlar ama “25 yaşındayım” diyecek olma fikri nedense sinir bozucu geliyor. 24 genç sayılırdı da 25 genç değilmiş gibi bir hisse kapıldım bir süre önce ben. O yüzden bu seneki doğum günümü iple de çekmiyorum. 24 iyidir, burada kalayım ben.
6) Sence bu yıl, beyaz atlı prensin gelecek mi? Atını eyerlemiş diye işittim…
Beyaz atlı prensin atının bacağı kırılmış olabilir, beyaz atlı prens kafasını kırmış olabilir, komşu ülkenin prensesiyle kaçmış olabilir, komşu ülkenin prensiyle de kaçmış olabilir ve hatta bir dizi operasyon geçirmiş ve hayatına prenses olarak devam etmeye karar vermiş olabilir. Ama başına bir iş geldiği kesin ve bana bu yıl yine ortaya çıkmayacak gibi geliyor :)
7) Shema’da yolu tıkayan kişi kim sence? “Şu evlenirse, herkesin yolu açılır!” gibi bir iddia ortaya atıp, ortalığı karıştıralım mı? Ne dersin?
Ortalığı karıştırabilirdik, eğer yolu tıkayan kişi ben olmamış olsaydım! En yaşlınız benim, yolu tıkayan da benim tabi ki :)
8) Hep kendini “uyuz” tanımladığına şahit oluyorum ama bence hiç de öyle biri değilsin. Bir de belki, böyle diyerek kısmetini kapatıyorsundur. Düşünsene Johhny Depp geldi bloguna, baktı şirin kız ama “uyuzum” deyip durmuş. Geri dönebilir değil mi?
Sen o tarafımı görmediğin için sana öyle geliyor işte :) Sabırlıyım aslında, pek çok şeye tepki göstermem, umursamam, yokmuş gibi yaparım. Ama herkes için bir tahammül noktam var. Son nokta… Kimisinde daha yüksek bir yerde, daha fazla sessiz kalabilirim ona karşı ama kimisine de hemen patlarım, tahammül sınırıma daha çabuk ulaşır çünkü :) Artık sinirimi karşıdakine belli edecek duruma gelmişsem o saatten sonra o insan için dünyanın en sinir bozucu kişisi olabilirim. Sevdiğim insanlara bazen kıyamadığımdan bazen kırmak istemediğimden sessiz kalırım canımı çok sıkan şeyler yapsa da. Canımı sıkacak bir şey yapmadığınız için o tarafımı da görmüyorsunuz şu an benim :) Ama tersim pistir sahiden. Bir kez gerçekten sinirlenmişsem ve tahammülüm artık kalmamışsa ortada hiçbir şey yokken kavga çıkarabilirim, karşımdakini sinir edeceğini iyi bildiğim ne varsa onları yapmaya başlarım falan. Johnny Depp asıl bu halimi görürse kaçar bence :)
9) Bu yıl içinde bir başka Shema buluşması yapar mıyız, yapsak güzel olur mu?
Yaparız sen gelirsen buralara ve çok şahane olur :)
10) Bugün hediye almak için dolaşırken, Shema’da çekiliş yaparsak ve sen gelirsen diye aldığım bir şey var, söylemiş miydim? Onu görünce aklıma direkt sen geldin, böyle hissedebilmek çok güzel biliyor musun?
Heeeey o çok güzel bir şey :) Bana da olur bazen çok yakından tanıdığıma inandığım ya da gerçekten sevdiğim insanlar söz konusu olduğunda. “O bunu beğenir”, hatta “O bu filmi izlese sever” ya da şarkı, şiir, kitap vs. Herkes için de hissedilmez ama bu. :) O yüzden duyunca sevindim, kendimi nimetten falan bile saydım şu an :) Mesela ff’den Across The Universe klibini göndermiştim sana, işte ben de o klibi izlerken “a.nur bunu beğenir” demiştim içimden. Bak bana da oluyormuş aynı şey senin için demek ki. Hislerimiz karşılıklı :)
11) Buradan ahalimize armağan etmek istediğin 2011 dileklerin neler? Bir de selam göndermek istiyorsan olur bence. Bir de şarkı falan… Radyo A.nur’a hoş geldiniz.
Öncelikle şu bahtsızlığımızdan bir kurtulalım. Yeni bir aşk, yeni bir iş vs. :) Canan aöf diplomasını alsın ehliyetinden hemen sonra, Bi dost bütün sınavlarından 100 alsın, Lale atansın, soru soran şahsiyet mezun olsun, istediği gibi bir işi olsun. Şu yola düşmüş olan beyaz atlı prensler artık toplanıp gelsin…
Şarkım da Turkcell’in o unutamadığım yeni yıl reklamında Selocan’ın söylediği şarkı: “Bu sene yeni bir cebin olsun, çalsın arayan hep o olsun, yeni mesajların güzel olsun, içlerinde gülen yüzler olsun. Dilerim yeni yılda yeni bir sen tanırsın, dilerim bu Ocak’ta senin yılın başlasın!”. Hayatımda böyle şahane bir yeni yıl şarkısı daha duymadım dostum ben :)
12) Son olarak, buradan seslenmek istediğin, duyurmak istediğin bir cümle var mı?
İnanırsak olur belki diye düşünüp “2011 şahane olacak” demek istiyorum. Seslenmek istediğim çok kişi var ama susmaya devam etmeyi tercih ediyorum şimdilik :) Şuraya kadar sabırla okuyan varsa kendisine özellikle teşekkür etmek istiyorum.
13) Teşekkür ederim efendim. Şeref verdiniz. Seneye tekrar bekleriz :)
Mutlu yıllar!
Ben teşekkür ederim, çok eğlendim cevaplarken :) Mutlu yıllar dilerim tekrar, hem ahaliye, hem okuyuculara :)
Pazar, Ocak 02, 2011
Biz sorduk, Mischief yanıtladı
İkinci röportajımızın konuğu blog aleminin Coyote'si, bahtsız bedevinin önde gideni, sessiz sessiz dururken bir anda sizi gülmekten öldürecek espriler yapabilme kudretine sahip, hayatta en çok uyumayı seven, genelde bir şey yapmayı teklif ettiğinizde "üfff" diye karşılık veren (şikayet fırsatı bulmuşken kaçırmayayım), tam ben bu yazıyı yazmakla meşgulken mantı yapmakta olan sevgili kardeşim Mischief, yani Canan.
365 gününe birebir şahit olduğum insana bu soruyu sormak tuhaf olsa da diyorum ki: "2010 nasıldı?"
Cumartesi, Ocak 01, 2011
A.nur'a sorduk, 12 popüler cevap aradık.
Blog aleminin duygusal, hassas yürekli narin kızı; friendfeed'in geyikçisi, Shemanun nuru ile yaptım ben röportajımı. Kendisine şimdiden teşekkür ediyor, sizi a.nur'la başbaşa bırakıyorum.
1. Eski yılda soğuk esprilerine güldük, hiçbir şeye ağlamadık. 2011'de planın nedir, bizi ağlatmayı düşünüyor musun?
Yok kız, sizi hep güldürmek istiyorum ki ben.:) Bazen işin ucunu kaçırıyorum, sonra işi kovalıyorum yakalayayım diye, yoruluyorum falan ama işte, değiyor. Bir soğuk esprinin kırk yıl hatırı var derler ya öyle. Ağlamayalım, hep gülelim!
2. Yeni yılları nasıl karşılarsın? En sevdiğin yeni yıl etkinliği nedir? Hiç yeniyılyeniyılyeniyılyeniyılsizlerekutluolsun ya da cingılbelscingılbels(devamınıbilmiyorum)şarkısını söyledin mi?
Ya aslında çok hoşuma gidiyor yeni yıllar. Böyle yeni yıllı filmler izliyorum gelmeden… Aralık sonlarında caddelerde dolaşmayı seviyorum. Bizim kültürümüze ait bir şey değil,asimile olmuş da değilim ama ne bileyim bu ışıl ışıllık hoşuma gidiyor. Umut etmek isteyişim hat safhaya çıkıyor, sonra heyecanlanıyorum.... Kıpır kıpır bir sevgi pıtırcığı olup hediyeler veresim geliyor.
Bir de evet, “yeniyılyeniyılyeniyılyeniyılsizlerekutluolsun” u çok severim, her fırsatta söylerim :p
3. Bu yıl hangi blogları okumaktan vazgeçeceksin? Buradan birilerine laf atıp kavga çıkarmak, reytingimizi artırmak ister misin?
Ovvvvvv! Hemen Pucca diyormuşum, malum herkes kullanıyor bu ismi. Hatta ff’te olsak #pucca yazardım :P Yok kız, ne pucca’yı okuyorum ne de sevmediğim bir blogu… Ben sevdiği şeyleri yapan adamlardanım. Kamyoncuyusev. (Adam falan deyince kamyoncu gibi hissettim kendimi, oradan alaka bu)
4. 2010'un en üzücü ve en sevindirici olayları neydi senin hayatında?
Çok zor soru. Anlık çok fazla mutluluğum var; ama şu harikaydı, süperdi dediğim elle tutulur şeyler değil. Ama uzun vadede bakarsak, shema ahalisi 2010’un pek güzel bir olayı oldu benim için. Beni hep mutlu eden bir yer oldu. O yüzden oyumu ahaliye kullanıyorum :) Kötü olaysa, işte şu polisli molisli hırsızlık olayıydı. Kötü bir kapanış oldu ama oldu bir kere…
5. Yeni yıldan kimi bekliyorsun?
Beni ait olduğum yere götürecek birini. Neverland’e bilet almış birini…
6. Çok sevdiğin bir insanda, en nefret ettiğin huylardan/alışkanlıklardan birinin olduğunu fark ettiğinde ne yaparsın? Yeni yılda böyle bir şeyle karşılaşırsan ne yapmayı düşünürsün?(Konsept yeni yıl ya, ondan öyle bağlayayım dedim ama biraz tırttım sanırım:S)
Ehehe :) Şöyle düşündüm, çok seviyorsam yakınızdır onunla. Ben yakın olduğum kişilere her şeyi söylerim. Kötü olan ben olsam da sonunda… Bir de “neden” yaptığını öğrenirim. Eğer bu onu çok mutlu eden bir şeyse, yapmaktan hoşlanıyorsa, onu öyle de sevebilmeliyimdir. Yoksa çok sevmiş olamam bence. Ama eğer o bu davranışının farkında değilse, benim söylememle fark etmişse, kötü algılanabileceğini düşünmemişse; ben ona o davranışın neden benim için bir nefret sebebi olduğunu açıklarım. Artık sonrası ona kalmıştır…
7. Kendini Shema Ahalisinin içinde bulduğunda sen de çok şaşırdın mı? Oha dedin mi?"Aman Allah'ım, bunca mükemmel insan nasıl böyle bir araya gelir, bu nasıl bir sinerjidir, nasıl bir takdir-i ilahidir, 5 duyu organlarıma inanamıyorum!" deyip bayıldın mı? Yeni yıl seni ayıltır mı? (Konsept olayı hacı malum :S)
Dedim! Bir de ben sonradan geldim ya, böyle kendimi başka bir dünyada buluverdim. Bir de düşününce hepimizi, çok farklıyız ya… Çok olmasa da kişiliklerimiz değişik yani. Ama çok da uyumluyuz. Çok güzel bu. (ne kadar çok “çok” dedim!) Seviyorum sizi canlar :) Bir de bayıldım evet. Yeni yıl beni ayılttı ve gazoz ikram etti. (Ayılana gazoz, bayılana limon şarkısına gönderme yapıyor yazar.)
8. Katılmayı çok isteyip de katılamadığın bir yarışma programı oldu mu? Ya da sınırlandırmayalım, herhangi bir tv programı? (İzdivaç programlarına katılamamak beni çok yaralıyor mesela...)
Hugo! O kadar çok, o kadar çok istiyordum ki! Ne zaman Hugo’nun saati gelse, hemen telefon başına geçip aramaya başlardım. Ama hep meşgul hep meşgul… O sepet dolusu abur cuburun hayaliyle yaşamak nedir iyi bilirim. :(
9. "2011'de muhakkak görüşmek, tanışmak istiyorum!" dediğin bir blogcu, bir twitter'cı, bir ff'ci var mıdır? Varsa kimdir? Neden görüşmek istersin elin adamıyla-kadınıyla ayrıca? Beni delirtmek mi istiyorsun sen kadın :@ :@ :@ !!1!111!!!1!
Deli kız! :p
Ya tam olarak görüşeyim edeyim, bu kesin 2011’de olsun demiyorum ama var birkaç kişi. Blog yazmaya başladığım zamanlarda takip ettiğim bloggerlarla aramda bir bağ var mesela.
Buraneros ve finduilas’la bu yıl olmasa, öteki yıl olmasa bile, bir zaman tanışmak istiyorum. Aklıma ilk gelen onlar…
10. Sevdiklerine yapılan haksızlıklara, gıcıklıklara tahammül edemeyerek onları üzenlere gidip 2 çift laf etmeden duramadığına defaatle şahit olmuşluğum var, inkâr etme. Benim çok sevdiğim bu huyunu sen de çok seviyor musun? Pişman oldun mu hiç bu yüzden? "Yeni bir yıl gelse de bu huyumdan vazgeçsem, bana ne bido'nun canan'ın derdinden, kimsenin etlisine butlusuna karışmayacağım bundan sonra ne halleri varsa görsünler." dediğin oluyor mu?
O huyumun öyle fark edildiğini bile bilmiyordum.:$ Aslında sessiz, sakin görünümünde bir insan olmama rağmen bazı şeylere sessiz kalamama, hareketsiz duramama huyum var. Seviyorum bunu evet. Başım bazen belaya girebiliyor, sonu kötü bittiği de oluyor ama yine de seviyorum :) Pişman olmadım şimdiye kadar… Sevdiceklerimi mutlu edesim gelir hep çünkü, bir yerde destek olasım gelir. Ama olur da bir gün haksız yere bir çift laf edersem, sevdicekleri hep suçsuz görürsem, doğruyu ayıramazsam üzülürüm belki, o olur. Ama güzel böyle…
11. Küçükken ne olmak istiyordun, mesleğini eline alacağın bu yılda ne olacaksın?
Doktor olmak istiyordum. Hatta öyle ki, ilkokulda biri düşüp bir yerini kanattığında, direkt bana getirirdi arkadaşlarım. “Olmak istemek”le “olmak” arasındaki farkı göremiyormuşuz o zamanlar, ne komik değil mi?:) Ben doktor olmayı insanlara yardım edeyim diye istiyordum o zamanlar. Şimdi matematik öğretmeni olacağım, aslında yine insanlığa yardım edeceğim. Bir yerde amaçlar aynı ama ne bileyim, “sahi olabilecek miyim?” diye düşünmeden edemiyor insan. Bir de “mutlu olabilecek miyim?” sorusu var ya hani…
12. Klişe sorulardan sıkıldığını ben de fark ettim. Ama dur, kaçma sonuna geldik işte. Buradan bizi izleyen küçük ama şanslı insan topluluğuna ne söylemek istersin? Yeni yılda mutlu mu olsunlar?
Yoo, çok eğleniyorum ben :)
Biliyorum, şu ana kadar pek çok şey diledik, pek çoğu da gerçekleşmedi ama zaten alışmadık mı ki buna? O zaman yeniden dilemenin ne sakıncası var ki? Haydi, güzel insanlar; hep beraber çok güzel şeyler dileyelim yeniden, mucizeler dileyelim, mutluluklar… Kaybedecek neyimiz var ki? Ne kaldı? Hem, hem, hem ne demiş Nasreddin Hoca:
“Ya tutarsa!”
Değil mi ama?
Mutlu yıllar:))
Salı, Kasım 23, 2010
İçecek Ne Alırdım?

Vize zamanı geldi çattı. Ne zaman sınav vakti gelse içimde kalan, gerilere attığım ne varsa gelir oturur karşıma. Beraber nane limon çayı içeriz. Çünkü ben hiç sevmem o çayı.
Vize zamanı gelince hayatımın herhangi bir yerine koymadığım derslerim gelir aklıma. Ve kızarım bu umursamazlığıma. İşte o zaman mutlu geçinen A.nur, kostümlerinden arınıp özündeki giysileri giyer. Ne kadar püften bir hayatı olduğunu düşünür kızar kendine. Sonra aklında o tümce belirir " sendeki de dert mi, şükürsüz!" Sonra düşüncesine de kızar. O susar, "senden bir halt olmaz-vari cümleler" konuşur. Karşılıklı ıhlamur içerler. Ki ben onu da sevmem.
Zaman makinesine binip usta bir dedektifle beni üzecek şeyleri aramaya gideriz sonra. Geçmişten, şimdiden ve henüz bilmediğim gelecekten şeyler toplarız. O kadar yetenekliyizdir ki gelmeyen gelecekten bir torba matafla döneriz. Elimiz boş dönmek hiç olur mu? Sonra, oturur üstüne bir portakal nektarı içeriz. Sever miyim? Hiç sevmem.
Oysa bilir misin? Sevmek istemiştim nane limonu, ıhlamuru ve portakal nektarını. İnsanları sevmek istemiştim. Birini sevmek istemiştim. Hayatımı bu kadar buraya bağlamış olmamın ve açık sözlülüğümün utancını sevmek istemiştim. Felsefe kitaplarındaki "birey sevgiye açtır" ifadesini sevmek istemiştim. Pamuk ipliklerine bağlı umutlarımı da sevmek istemiştim. Ben hep böyle değilim, bilmelisin. Neşeliyim, umutluyum, vazgeçmek kelimesinden nefret eden ve umursamaz olamayan biriyim... Ama geldi ya şu vizeler, ben aralıksız bir şekilde dizi izliyorum ya... Acınası... Tek umursadığım duygularım, vizeler bekleyebilir. Duygularım çok ağır, onlar dizilerin ardına, dolaplara, çekmecelere gizlenebilir...
Birine değer vermeye korkuyorum artık. Yorgunum ve umutsuzluğun içine umursamazlığı eklemişim. Güzel hayallerim rafları süslüyor şu aralar. Vitrin artlarından iç çekiyorum. Sonra derin bir nefes alıp dizilerin başına oturuyorum. Sabah kahvaltı yapmadan okula gidiyorum. Aç karnına su içiyorum. Ki su güzeldir... Ama aç karnına... Sevdiğim şeyi bile doğru düzgün içemiyorum.
Etrafıma, dizilere, yaşamlara bakıp imrenmiyorum. Kabulleniş hali bu. Bir müddet hüküm sürecek gibi...
Belki bir gün sonra çıkar "hayat çok güzel" "umut ne güzel şey" "bir gün her şey güzel olacak" falan da derim. Yani belki değil kesin derim. Sonra sen dengesiz dersin, yalancı dersin. Sonra karşılıklı ıhlamur, nane limon ve portakal nektarı içeriz. Belki tutar seviveririm onları. Dengesizlik ya bu...
Ama ne var biliyor musun?
Sevmeyeceğim.
Ve bu hayattan aldığım buruk tat da hep yutkunduğum yerde asılı kalacak.
Güzel şeyler içince gitti sansam da...
Geçmeyecek.
Cuma, Kasım 19, 2010
serzeniş
ilkinde kim olduğunu sordum, bana trip attın söylemedin eyvallah..
ikinci soruşumda yine aşkolsun diyip adını söyledin, bu sefer tanımıyorum diye trip attın..
sana ısrarla mesaj atmak istediğin kişinin ben olmadığımı söyledim yine beni nasıl tanımazsın dedin..
sorun şu güzel kardeşim, bayramda seyranda mesaj atmandan rahatsız değilim ama ben seni TA-NI-MI-YO-RUM..
ben sandığın kişiye kırılma diye bir kaç bayram cevap bile attım daha ne yapayım!
p.s: bu seferlik bayram mesajlarınıza geri dönemedim, mazur görün..
Çarşamba, Kasım 17, 2010
açtırdın bayramlık ağzımı
ramazan bayramlarını istanbul'da geçirirdik. sabahın köründe kalkılır, hiç bişey yemeden önce ağza bi şeker atılıp "oruç şekerle açılır", ardından bayramlıklar giyilip saçlar taranıp süslenilip püslenilip aile içi bayramlaşılır ve amcamlara gidilirdi kahvaltıya. koskoca bi yer sofrasına sıkış tıkış oturarak büyük bi aile kahvaltısı yapılırdı. biz küçüktük o zamanlar, bulaşık yıkama kabiliyetimiz yoktu ve kahvaltıdan sonra mutfak yerine çocuk odasına sıvışır, kuzenler topluluğuyla oyun moyun oynardık; babam, annem, amcam ve yengem çocuksuz gidilmesi gereken bayram ziyaretlerini yaparken. bi süre sonra sıkılır ve gelmelerini dört gözle beklemeye başlardık.
evimize geçtiğimizde bissürü misafirimiz gelirdi, ve onlara sadece hazır baklava ikram ederdik. annem tatlı yapmayı bilmediği gibi, börek yapmayı da bilmezdi. olsun, baklava da iyiydi. akşama doğru sülale büyüklerinden başlayarak bayramcı gezer, 2. günün sonunda ya da 3. gün de amcamları ağırlardık. cümbür cemaat gelirlerdi, kocaman aile tablomuz bi de bizim evde poz verirdi.
kurban bayramlarında ise kütahya'daki halama giderdik, kocaman bi bahçesi olan küçük bi evde kalırdık. arefe gününü bahçedeki koyunlara -çok yaklaşmadan- bakmakla, pisliklerini zeytin çekirdeğine benzetmekle, yoğurtlu mantı yiyip yatmakla geçirirdik. orada bayram çok güzel geçerdi. sabah hava eğer çok soğuksa pencereden, yok eğer ılıksa da bahçeye çıkarak kurbanın kesilişini izler, alnımıza kurban kanı sürdürür; kahvaltıda kavurma, haşhaşlı lokum, top şeklinde tereyağı, ev yapımı çokokrem yerdik. bayramlaşma faslı kahvaltıdan önce miydi sonra mıydı hatırlamıyorum. ama halam bize hep mendil, çorap verirdi onu çok iyi hatırlıyorum.
halamın tam 5 tane kızı vardı. en küçüğü benden 6 yaş büyüktü ve bizle en çok o ilgilenirdi. çok severdik biz de onu, dibinden ayrılmazdık. arkadaşlarını bizle tanıştıracağı zamanlar heyecandan ölürdüm. arkamdan bişey söyliycekler mi acaba diye nasıl merak ederdim. sanki hepsi birer popstardı, ama en çok halamın kızı tabi ki. kıpkıvırcık saçları vardı. bi keresinde benim saçımı tepeden toplamıştı, sanırım daha önce hiç tepeden toplamamıştım saçımı ve daha uzun gözükmesine sebep olduğu için ona teşekkür etmiştim.
gelelim mi bugüne peki? mesela bu yılki 2 bayrama?
ramazan bayramımız çok güzeldi, o kadar güzeldi ki sorma. nerdeyse bütün akrabalar köydeydi. biz gitmedik. gidemedik. çünkü yıllarca amcamlarla birlikte kaldığımız köy evimiz artık bizim değil. çünkü babam ve amcam birbiriyle konuşmuyor. insan kardeşiyle hiç konuşmaz mı? konuşmaz işte. evi bile paylaştılar. sebep de ne olsa beğenirdin? o küçük çocuklar. iki kardeş, birbiriyle bacak kadar çocukları büyüdükten sonra onlar yüzünden küsebilirmiş. bugün de hayattan bunu öğrendik, hadi bakalım. kaldık mı istanbul'da gene? kaldık. sıkıldık. kalabalıksız bayram mı olurmuş? oldu işte.
kurban bayramı, yani bugün. nankörlük yok, kötü değildi. ama kütahya'daki kadar iyi de değildi. hatta inanmazsın, babam ve kütahya'daki halam bile konuşmuyor artık birbiriyle. sebep? anlatmaya değmez, öyle boktan.
yazdıkça bunaldım, boğuldum. hayat çok acımasız diye höykürsem olmaz mıydı, uzatmadan? olurdu ama anlar mıydın o zaman? anlatmak lazımdı.
çok sıkılıyorum ben artık bayramlarda. amcamlarsız bayram olmazmış sanki, öyle hissediyorum. belki köyde yeni bir evimiz olacak ve köye de gideceğiz gene ama amcamlarsız köy evinin tadı mı olur ki? onun kızı benim ikizim bi kere. karısı 2. annem gibi bişey. çocukları ablam, abim. hiç olmadı ki şimdi böyle.. 2 sene öncesine kadar babam bizi amcamlara bırakırdı bayramlarda, kendi gelmese de bizim gitmemizi isterdi. amcamın çocukları da aynı yöntemi kullanmaya başladılar sonra. çok kötü bişeydi o. bilir misin? bilmezsin umarım. babamın abisine, babamsız gitmek ne kötü bişeydi. insanın amcasının, düğününe gelmeyecek olması mesela, ne kötü bişey olacak. bi yerde karşılaştığında, babanın abisinin sana "annen baban nasıl" yerine "annenler nasıl" demesi. bu inan çok kötü bişey. hiç olmadı böyle gerçekten. bunu kabul etmedik, tekrar bekleriz. gelmez misiniz? gelmezsiniz tabi ki. bekleyende kabahat! zaten çocuklarınız bizim yöntemi bıraktı bırakalı, kötülüğe iyiliği benimsemiş ailemiz bile döndü. biz de size gelmiyoruz 2 senedir. farketmediniz mi? etmez olur musunuz..
çok üzülüyoruz biz artık bayramlarda. ikizim ve ben. ve abim, ve ablam. belki amcamın diğer çocukları. ndan bazıları, evet bazıları. çok mu kişiselleştirdik? öyle oldu. burası benim babamın blogu değildi!
velhasıl-ı kelam, hayat çok acımasızlaştı ve bayramlar artık bayramlığını bilmiyor. sevindireceğine, üzüyor. gene de kutlu olsun, mutlu olsun.
diyerek huzurlarınızdan ayrılır, bu yazının utancını yaşayan bi dost...
Perşembe, Kasım 04, 2010
Söyleyeceklerim vardı da, onun için rahatsız ettim-2
* "Öğretmenlik bayan mesleği" deyip genç kızlarımızın beynini yıkayan ablalar-abiler!
Durun ya! Haftanın 6 günü sabahın 9'unda evden çıkıp akşam en erken 8'de eve varmayı kaldırmıyor benim bünyem. Ben sizi dinleyip öğretmenliğe bulaşmadım tabi ama siz bir susun, bırakın gençler ne istiyorlarsa seçsinler. Atansalar hafta sonları tatil yapacaklar, en geç 5'te çıkacaklar, yazın 3 ay tatilleri olacak belki dediğiniz gibi (ki uzaktan gözüktüğü gibi değil kesinlikle) ama ya atanamazlarsa?
* Sevgili öğrenci velileri!
Dershaneye para verdiğiniz için orayı ve orada bulunan herkesi satın aldığınızı düşünmeyin. Dünya sizin çocuğunuzun çevresinde de dönmüyor zaten. 24 saatimizi tek çocuğa ayıramayız.
* Sevgili işverenler!
Öğretmenlik mezunu olduğuma bakmayın, dil ve edebiyat bölümünde gösterilen bütün dersleri de aldım ben, valla. Acıyın bana be :(
* Öğrenci milleti!
Öğretmenleri bıraksanız 24 saat ders anlatacak tipler sanmayın. Ben gayet sakin ve son derece sıkıcı hayatlara sahip insanlar olduklarını sanırdım mesela, okul dışında hiçbir şekilde sosyal hayatları olmadığına inanırdım küçükken ama öyle değilmiş. Öğrencilik yıllarında edinemediği sosyal çevreyi öğrenciler arasında oluşturmaya çalışan insanlar görüyorum ama onlar istisna. Öğretmeniniz dersten çıkıp bir metal grubunun konserine gidiyor olabilir, mümkün böyle şeyler.
* Toplu taşıma aracında dinlediği müziği herkese duyuran tipler!
Ya ben normalde de Serdar Ortaç, Demet Akalın ve türevlerine tahammül edemiyorum, özellikle sabah sabah hiç çekilmiyorlar. Sen seviyorsan dinle, sana karışan yok ama ya sesini kıs ya da adam gibi kulaklık al yahu!
* Msnde sadece kendileriyle konuşmamızı, bütün gün kendileriyle mesajlaşmamızı, kendileri dışında hiç çevremiz olmamasını isteyen tuhaf arkadaşlar!
Senin başka arkadaşın yok diye benim de mi olmasın? Ayrıca gün boyu mecburen seni görüyorsam neden akşamımı da seninle saçma sapan konulardan bahsederek harcayayım?
* Kendilerini olduklarından farklı göstermeye çalışıp bu yolla ilgi çekeceğini sanan tipler!
Biz sizi tanıyoruz be canım, benim senin hakkında her şeyi bildiğimin farkında olmana rağmen yanımda kendini başkalarına olduğundan çok çok farklı anlatmak seni sadece salak durumuna düşürmüyor mu sence de?
* Sevgili ÖSYM!
Bir dahaki sınavda mentollü olips verme, karnımız acıktı yiyince.
* Sevgili polisler ve güvenlik görevlileri!
Sınav sabahı ayakkabıların içi, kulak içi gibi yerleri aradınız ya bir şey saklayıp saklamadığımızı görmek için, gerçekten size saygı duydum. Benim asla midem kaldırmazdı öyle bir arama yapmayı.
* Ön lisans ve lise mezunlarının girdiği KPSS sanıp eğitim bilimleri sınavına gelen kız!
Yavrum sen otur evinde e mi annem? Sınav yerleriniz bile belli olmamışken ne düşünüp yollara düştün bilmiyorum ama boş ver sen memur olup ne yapacaksın. Milleti de sıkıntıya sokarsın falan. Gerek yok. Yeni bir kariyer planlaması yapalım sana gel.
* Sevgili şema ahalisi!
Yazın uleynn!
Cumartesi, Ekim 09, 2010
Söyleyeceklerim vardı da, onun için rahatsız ettim
Toplu taşıma araçlarından herhangi birinde tam karşımda oturan adam;
Yol uzun olunca sürekli sağa ya da sola bakmak çok yorucu oluyor. Durmadan kafayı çevirmekse tuhaf görünüyor. Arada normal bir şekilde önüme bakma ihtiyacı duyuyorum. Önüme bakınca sana bakmış gibi oluyorum. Sen de sanıyorsun ki seni kesiyorum...
Yok canım öyle bir şey. Ben senin bildiğin kızlardan değilim, hıh!
Kalabalık mekanlarda (kafe, alışveriş merkezleri vb. ) televizyonun ya da haber özetleri ve hava durumunun geçip durduğu ekranların önüne, yanına, altına oturan o adam;
Canım bak şimdi, topluluk dikkatle sana bakmıyor. Hepimiz ekrana kilitlenebiliyoruz zaman zaman. İlgimizi çeken bir şey görüyoruz, olamaz mı yani? "Herkes bana bakıyor, süperim" diye düşünüp kasılmaya başlama hemen. Kimse senin orada olduğunun farkında bile değil aslında. (Tamam belki bakanlardan biri ekrana değil sana takılmıştır, bilemem.) Johnny Depp değilsen öyle bir ortamda gözlerimi dikip sana bakmam ben, neden bakayım di mi? Bakacak olsam da çaktırmam en azından.
Son kişimiz bu sabah başıma gelen bir olay üzerine seçildi. Reklam panolarının ya da otobüs duraklarındaki reklamların önünde dikilen adam;
Bak yavrum sana diyorum, hişşt sen sabahki!
Hem reklam panosunun önünü kapatmışsın, cnbc-e ile alakalı olduğunu sandığım o reklamı göremiyorum. Hem de çapkın bakışlar atıp manyak manyak gülüyorsun. Otobüste olmasam seni bozardım ama neyse. Çekil çocuğum ordan, çekil!
Son bir seslenişim daha olsun. Yüzüne bakıldığında "acaba yediğim yemek dudağımın kenarına mı bulaşmış" diyen, karşıdan gelen biri gülümsediğinde "acaba pantolon giymeyi mi unuttum" diye düşünen, biri dikkatli dikkatli baktığında "kime bakıyor bu adam/kadın" diye dönüp arkasına bakan o insan, merhaba!
Sen kendine güvenmiyorsun diye eleştiriliyorsun ama olsun, aslında güzel bir insansın sen. Hem kendine güvenin de fazlası zarar değil mi?
(Neden sadece adamlara seslendiğimi merak eden olursa diye not: Kızlar onları süzdüğümü, dahası onlardan hoşlandığımı düşünmüyor ki. Onlarla sıkıntım yok. Erkek olsam belki.)
Salı, Ekim 05, 2010
İngiliz Klasikleri Havasında Kostümlü Drama - II
* Becoming Jane: Kostümlü drama filmlerine romanlarıyla önayak olmuş sevgili Jane Austen'ın hayatından bir kesit sunan bu film, belki de tüm o Jane Austen filmlerinden önce izlenmelidir. Tom Lefroy'la yaşadıkları güzelim aşkın sonucu olan kitaplara daha farklı bakmamızı sağlar belki bu... Austen'ın mutlu sonlarının kaynağını bulmamızı sağlar. Açıkçası Anne Hathaway ve James McAvoy'un bir filme bu kadar yakışabileceğini düşünemezdim ben. Özellikle Hathaway'den haz etmeyişim göz önüne alınacak olursa... Filmi izledikten sonra Austen'la aranızda güzel bir bağ oluşabilir -eğer benim gibiyseniz birazcık- ve Lefroy karakteri "aşık olunacak erkek" olarak zirveye oturabilir. Bilmiyorum, bu filmi çok sevdim ben. Çok...

* Miss Austen Regrets: İtiraf etmeliyim ki ilk başta çok beğendim bu filmi. Ama filmin ortalarına, hatta sonlarına doğru kafamdaki "Jane Austen" ı yıkmaya çalıştığı için çok kızdım. Becoming Jane'deki o aşık olunacak aşkı "hiç" olarak gördüğü için hele... Austen'ın hayatı boyunca yaptığı seçimlerden pişmanlık duyup duymadığını tarttığı, kırklı yaşlarından ölümüne kadar olan süreci anlatan bu filmin artıları olabilir. Hatta bazen "iyi ki izlemişim denilecek filmler" içine alır gibi olunabilir. Ama yine de hayransanız Jane Austen'a, kendinize o döneme dair bir dünya kurmuşsanız bu filmi ekleyerek o dünyayı zedeleyebilirsiniz. Belki, ölmeden evvel izlerseniz farklı bir etki yaratabilir ama şimdilik tılsımları karartmaktan başka bir şey olmaz.

* Amazing Grace: Austen uyarlamaları gibi bir şeyin beklenmemesi gereken ama yine de o dönemi anlatan güzel bir film. İngiltere’de köleliğin yasaklanması için büyük mücadele veren William Wilberforce'un hikayesini konu alan bu film hakkında çok fazla şey hatırlıyorum desem yalan olur. Dönemin hukuk anlayışını eleştiren bir yapısı vardı, içine çok az romantizm sızmıştı ama yine de izlenir bir filmdi. Biyografiler iyidir diyenler için...

* North and South: Elizabeth Gaskell'in kitabından uyarlanan bu mini dizi İngiltere'nin sakin ve huzurlu güney kasabası Helstone'dan bir sanayi şehri olan kuzeydeki Milton'a taşınmak zorunda kalan,bu iki farklı yer ve temsil ettikleri değerler arasında uyum sorunu yaşayan Margaret Hale'in yaşadıklarını konu alır. Burada pamuk işletimiyle uğraşan Bay Thornton'un işçilere kötü davranışı, sınıf ayrılıkları bolca yer doldurur. Bununla birlikte buna tepki veren Margaret ile bunu savunan Bay Thornton arasında bir çekişme de kaçınılmaz olacaktır. Çok güzeldir. Seçilen karakterler yerindedir, her şey tam olması gerektiği gibidir. İzlenilmelidir...

* Emma (mini dizi): Jane Austen'ın aynı adı taşıyan romanının uyarlaması Emma, benim için ayrı bir önem taşır. Zira okuduğum ilk Austen kitabıdır o. Bu seride var olan Emma uyarlamalarının ikisine de değineceğim. Bunlardan ilki olan 2009 yapımı mini diziyi izleyeli çok olmadı aslında. (Dün gece oturup sabah ışınlarıyla başından kalktığım düşünülürse...) Ama şunu söylemeliyim ki, en güzel mini dizilerde bu dizi benim ilk üçümdedir. Filminden daha iyidir. Emma izlenmemişse hiç, ilk bununla başlanmalıdır. Hem görsel olarak tatmin edici olan bu mini dizide karakter -oyuncu eşleşmesi de çok yerinde olup, filmin içsel boyutu da şahanedir.

*Emma (film): Normalde bir kitabın, biyografinin birden çok uyarlaması varken,bunlardan yalnız bir tanesini koymayı düşünmüştüm. Bundan evvel yazdığım yazıda "bu tercih edilmeli" dediğim film mevcuttu mesela. Ama iki, yahut daha fazla uyarlama da iyiyse kendi içinde ve bu tür filmlerin azlığından şikayetçiyseniz benim gibi her ikisini de izlemek isteyeceksinizdir. İşte Emma'nın 1996 yapımı bu filmi de gayet iyidir. Mini dizi ile kıyasına gelirsek, onu yazının en sonunda görebilirsiniz sanıyorum :)

* An Ideal Husband: Oscar Wilde'nin kadın, erkek, evlilik konularına kafa yorduğu oyunundan uyarlama bir film. Açıkçası ben izlerken her türlü duyguyu tattım. Özellikle "eğlenceli" boyutu öne çıkan filmlerdendi. İyiydi, harikulade değildi ama iyiydi...

Son olarak sıralamayı yapalım yine. Açık söylemek gerekirse birinci seçmek çok zor benim için. İlk üçün hepsi benim gözümde ayrı yerlerde birincidir zira. Ama yine de madem yapacağız sıralama dedik, şöyle olsun dedim ben de:
7) An Ideal Husband
6) Amazing Grace
5) Miss Austen Regrets
4) Emma (film)
3) North and South
2) Emma (mini dizi)
1) Becoming Jane
İlk üçü böyle yapmış olmaktan vicdan azabı duyup şöyle yapalım:
1) Emma (mini dizi) - Becoming Jane - North and South
(Evet böylesi daha iyi)
Bir sonraki seride görüşmek üzere, mutlu kalın!




