Geldik 3. röportajımızaaaa... Bu röportajın onur konuğu; blog aleminin "kendisiyle ve çevresiyle sorunları olduğunu" iddia eden öğretmeni... Kendisi farkında olmasa da çoğu zaman çok komik, aynı zamanda kültür mantarı, bir o kadar da İstiklal'in delisi, futbolla -fenerbahçesiyle- kafayı bozmuş bir manyak! Evet, onunla bir ismi lazım değil grup hakkında saatlerce geyik yaptığımız, onca gülüşmenin sonunda -ilginç bir şekilde- hüzünlenebildiğimiz de doğrudur. Kim midir bu kız? Bu kız Selin'dir...
1) “Pek sevgili Selin, yeni bir yıla girdik, farkındasın değil mi? Söyle bakalım hangi yıla girdik?” gibi bir soruyla seni ısınma turuna götürmek istiyorum, benimle gelir misin?
Her yere gelirim seninle, sen yeter ki iste. “2011’e girdik öğretmeniiiim” diye cevap veriyorum; doğru cevap vermenin mutluluğu ve gururuyla bakıyorum sana şu an ama sen görmüyorsun.
2) Söyle bakalım 2010’dan ne ummuştun ne buldun?
Eğitim kurumundan çok işkence yurduna dönmüş olan çalışma mekânımdan kurtulmayı ummuştum evvela. Senenin son günlerinde olsa da kurtulmuş olmanın mutluluğu içerisindeyim hâlâ. Aslında bütün 2010’u orada geçirdiğimi düşünürsek umduğumu bulmuş sayılmam pek :)
Sakin, huzurlu bir hayat, dostlarla geçirilen güzel zamanlar, hatta belki mutlu bir aşk (:p) bulmayı ummuştum herkes gibi veeeee havamı aldım :)
O adamın müziği artık bırakmasını dilemiştim, o konuda da havamı aldım :)
3) Bu doğrultuda, 2011’den ne ummuyorsun? Bunun yanında ummak için can attığın şeyler neler?
Yaparken mutlu olacağım bir iş istiyorum. Çeviri yapmak istiyorum, öncelikle kitap çevirisi elbet ama yayınevleri gelip kapımı çalmıyor ne yazık ki :)
Onun öncesinde Pollyanna moduna geçebilmeme yardımcı olacak bir aşk lazım sanırım :)
Yine güzel dostlarla geçirilecek güzel zamanlar istiyorum, daha çok kitap okumak istiyorum, daha çok film izlemek istiyorum, daha çok gülümsemek istiyorum, daha çok yürümek istiyorum yağmur altında, daha çok zaman geçirmek istiyorum İstiklal’de, sevdiğim insanların gülümsemesine az da olsa katkı yaptığımı hissedebildiğim o keyifli anlardan istiyorum daha çok… Öyle işte :)
4) Geçen yıl dershane öğretmenliği yapan bir adet Selin vardı, bu yıl gözlerimiz seni nerelerde aramalı? Çalışma hayatına “ben de buradayım!” deyip, renk katmayı düşünüyor musun?
Çalışma hayatına renk katmayı ben istiyorum da çalışma hayatı buna hazır mı bilemiyorum. Sabahları yataktan nefret ederek kalkmayacağım ve kapısından girerken lanet etmeyeceğim herhangi bir yer bulursam çalışma hayatına dönerim olmazsa da tv’de evlilik programı izlerim ne yapalım :)
5) Yeni bir yılın gelmesi, aslında doğum gününün de yaklaşması demek… Yaşlanmak nasıl bir duygu? :P
Hani insanlar yeni bir yıla girdiğinde yeni bir yaşa girmiş gibi hissediyorlar ya doğum günleri ne zaman olursa olsun, işte o yeni yılla birlikte yaşlandığını hissetme hakkına asıl ben sahibim yılın ilk günlerinde doğmuş biri olarak. Yeni bir yıla girmeyi belki de birkaç gün sonra yeni yaşıma girdiğim için önemsemiyorumdur bilmiyorum. Benim yılım 1 Ocak’ta değil 5 Ocak’ta başlıyor :) Gelelim yaşlanmanın nasıl bir duygu olduğuna… 25 yaşını geçmiş olanlar alınmasınlar ama “25 yaşındayım” diyecek olma fikri nedense sinir bozucu geliyor. 24 genç sayılırdı da 25 genç değilmiş gibi bir hisse kapıldım bir süre önce ben. O yüzden bu seneki doğum günümü iple de çekmiyorum. 24 iyidir, burada kalayım ben.
6) Sence bu yıl, beyaz atlı prensin gelecek mi? Atını eyerlemiş diye işittim…
Beyaz atlı prensin atının bacağı kırılmış olabilir, beyaz atlı prens kafasını kırmış olabilir, komşu ülkenin prensesiyle kaçmış olabilir, komşu ülkenin prensiyle de kaçmış olabilir ve hatta bir dizi operasyon geçirmiş ve hayatına prenses olarak devam etmeye karar vermiş olabilir. Ama başına bir iş geldiği kesin ve bana bu yıl yine ortaya çıkmayacak gibi geliyor :)
7) Shema’da yolu tıkayan kişi kim sence? “Şu evlenirse, herkesin yolu açılır!” gibi bir iddia ortaya atıp, ortalığı karıştıralım mı? Ne dersin?
Ortalığı karıştırabilirdik, eğer yolu tıkayan kişi ben olmamış olsaydım! En yaşlınız benim, yolu tıkayan da benim tabi ki :)
8) Hep kendini “uyuz” tanımladığına şahit oluyorum ama bence hiç de öyle biri değilsin. Bir de belki, böyle diyerek kısmetini kapatıyorsundur. Düşünsene Johhny Depp geldi bloguna, baktı şirin kız ama “uyuzum” deyip durmuş. Geri dönebilir değil mi?
Sen o tarafımı görmediğin için sana öyle geliyor işte :) Sabırlıyım aslında, pek çok şeye tepki göstermem, umursamam, yokmuş gibi yaparım. Ama herkes için bir tahammül noktam var. Son nokta… Kimisinde daha yüksek bir yerde, daha fazla sessiz kalabilirim ona karşı ama kimisine de hemen patlarım, tahammül sınırıma daha çabuk ulaşır çünkü :) Artık sinirimi karşıdakine belli edecek duruma gelmişsem o saatten sonra o insan için dünyanın en sinir bozucu kişisi olabilirim. Sevdiğim insanlara bazen kıyamadığımdan bazen kırmak istemediğimden sessiz kalırım canımı çok sıkan şeyler yapsa da. Canımı sıkacak bir şey yapmadığınız için o tarafımı da görmüyorsunuz şu an benim :) Ama tersim pistir sahiden. Bir kez gerçekten sinirlenmişsem ve tahammülüm artık kalmamışsa ortada hiçbir şey yokken kavga çıkarabilirim, karşımdakini sinir edeceğini iyi bildiğim ne varsa onları yapmaya başlarım falan. Johnny Depp asıl bu halimi görürse kaçar bence :)
9) Bu yıl içinde bir başka Shema buluşması yapar mıyız, yapsak güzel olur mu?
Yaparız sen gelirsen buralara ve çok şahane olur :)
10) Bugün hediye almak için dolaşırken, Shema’da çekiliş yaparsak ve sen gelirsen diye aldığım bir şey var, söylemiş miydim? Onu görünce aklıma direkt sen geldin, böyle hissedebilmek çok güzel biliyor musun?
Heeeey o çok güzel bir şey :) Bana da olur bazen çok yakından tanıdığıma inandığım ya da gerçekten sevdiğim insanlar söz konusu olduğunda. “O bunu beğenir”, hatta “O bu filmi izlese sever” ya da şarkı, şiir, kitap vs. Herkes için de hissedilmez ama bu. :) O yüzden duyunca sevindim, kendimi nimetten falan bile saydım şu an :) Mesela ff’den Across The Universe klibini göndermiştim sana, işte ben de o klibi izlerken “a.nur bunu beğenir” demiştim içimden. Bak bana da oluyormuş aynı şey senin için demek ki. Hislerimiz karşılıklı :)
11) Buradan ahalimize armağan etmek istediğin 2011 dileklerin neler? Bir de selam göndermek istiyorsan olur bence. Bir de şarkı falan… Radyo A.nur’a hoş geldiniz.
Öncelikle şu bahtsızlığımızdan bir kurtulalım. Yeni bir aşk, yeni bir iş vs. :) Canan aöf diplomasını alsın ehliyetinden hemen sonra, Bi dost bütün sınavlarından 100 alsın, Lale atansın, soru soran şahsiyet mezun olsun, istediği gibi bir işi olsun. Şu yola düşmüş olan beyaz atlı prensler artık toplanıp gelsin…
Şarkım da Turkcell’in o unutamadığım yeni yıl reklamında Selocan’ın söylediği şarkı: “Bu sene yeni bir cebin olsun, çalsın arayan hep o olsun, yeni mesajların güzel olsun, içlerinde gülen yüzler olsun. Dilerim yeni yılda yeni bir sen tanırsın, dilerim bu Ocak’ta senin yılın başlasın!”. Hayatımda böyle şahane bir yeni yıl şarkısı daha duymadım dostum ben :)
12) Son olarak, buradan seslenmek istediğin, duyurmak istediğin bir cümle var mı?
İnanırsak olur belki diye düşünüp “2011 şahane olacak” demek istiyorum. Seslenmek istediğim çok kişi var ama susmaya devam etmeyi tercih ediyorum şimdilik :) Şuraya kadar sabırla okuyan varsa kendisine özellikle teşekkür etmek istiyorum.
13) Teşekkür ederim efendim. Şeref verdiniz. Seneye tekrar bekleriz :)
Mutlu yıllar!
Ben teşekkür ederim, çok eğlendim cevaplarken :) Mutlu yıllar dilerim tekrar, hem ahaliye, hem okuyuculara :)
Pazartesi, Ocak 03, 2011
Pazar, Ocak 02, 2011
Biz sorduk, Mischief yanıtladı
İkinci röportajımızın konuğu blog aleminin Coyote'si, bahtsız bedevinin önde gideni, sessiz sessiz dururken bir anda sizi gülmekten öldürecek espriler yapabilme kudretine sahip, hayatta en çok uyumayı seven, genelde bir şey yapmayı teklif ettiğinizde "üfff" diye karşılık veren (şikayet fırsatı bulmuşken kaçırmayayım), tam ben bu yazıyı yazmakla meşgulken mantı yapmakta olan sevgili kardeşim Mischief, yani Canan.
365 gününe birebir şahit olduğum insana bu soruyu sormak tuhaf olsa da diyorum ki: "2010 nasıldı?"
- zaten çoğunluğuna şahit oldun ama yine de söyleyeyim efendim, berbattı.. açıkçası hiç bir yerini özleyeceğimi sanmıyorum, okulun bitişi, aöf'ün bitmeyişi, iş ve işçi bulma çalışmaları.. nereden baksan elimde kalan hiç özlemeyeceğim bir yıldı..
Olumlu düşünürsen iyi şeyler olur derler ya, olumlu düşün ve söyle bakalım, bu yıl neler olsun?
-Bu yıl öncelikle işim olsun mümkünse.. sonra hayatım düzene girsin, bolca param olsun (söz seni de görürüm o zaman) sevdiğim insanlar yanımda olsun.. öyle işte..
Annemin deliler gibi çeyiz hazırlıyor oluşunu "annelerin içine doğar" diye mi açıklasak yoksa "umut fakirin ekmeği" diye mi?
- hani kar yağdığında ekmek satışlarında ne bileyim makarna satışlarında patlama olur ya.. ihtiyacın olmayacağını, tipi çıkıp dışarıda hayatın kesilmeyeceğini bile bile hazırlığını yaparsın.. tam olarak buna benzetiyorum ben.. diğer bir deyişle, ya olursa?
2011'in ilk günü kalabalık bir yerde yavaş yavaş yürüyorsun, karşıdan muhteşem bir varlık gülümseyerek yanına geliyor. Geldi ve sana ne dedi?
- "seni özledim"
1 dakika sonra bile hayatımızın şu an olduğundan farklı bir hal alması mümkün, doğal olarak 2011'de hiç beklemediğimiz şeylerle karşılaşabiliriz. Desem ki 2011'de hayatında ne değişiklik olsa seni çooook şaşırtır?
- valla hayatımda olacak her türlü iyi şey beni şaşırtır aslında.. iş olur, eş olur, araba olur, ev olur.. seve seve şaşırabilirim de, hiç sakıncası yok yani :)
Shemaya nazar mı değdi, biri bize büyü mü yaptırdı? Nedir bu bahtsızlık, kısmetsizlik? 2011'de bunu yeneceğimize inanıyor musun?
- geçen a.nurla da konuştuk bunu.. topluca önce hamama hemen ardından da telli babaya gidicez.. birimizde bir problem var ve onu bulmamız gerekiyor.. havalar az biraz ılınsın da :D
Bir tane bloga yazı yazmaya üşeniyorken ben bir de tutup "birlikte blog oluşturalım" dediğimde içinden küfür ettin biliyorum, küfür ettiğini bir de buraya yaz ki herkes bilsin. Hem bak güzel olmadı mı?
- ya küfretmedim açıkçası.. ama sen, a.nur ve bido zaten bloga sık sık yazan insanlardınız.. ben de "emeeen onlardan bana sıra gelmez" diye düşündüm.. fark ettim ki tembelsiniz!! hepiniz! hepiniz!
2011'de yeni bir shema buluşması gerçekleştirirsek saat kaçta olur sence? O saatte seni uyandırmak benim kaç dakikamı alır?
- ay sabahın onunda olmasın da! ya da olursa bi yerde şık, nezih bi kahvaltı ısmarlarım deyin koşa koşa gelirim.. normal kahvaltı da olur.. çaya bile razıyım.. uff bişeyler ısmarlayın yeter :P
2010'da çok güldüğün bir durumla karşılaştıysan ya da yaşadıysan anlat da biz de gülelim evladım. (Sen bizi güldür Allah da seni güldürsün.)
- ya böyle sorunca insanın aklına gelmiyor ki.. 2010'da en çok friends'e güldüm onu sorsan söyleyebilirdim ama olay hatırlayamadım.. ünlüler nasıl cevap veriyor bu sorulara yahu :D
Yeni başlayan yıl şerefine bize bir şarkı söylemek ister misin?
- istemem.. zaten yeni yıl şarkısı bilmiyorum.. aa bildim bildim "yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsunnn"
Yeni yılın başlaması demek benim doğum günümün de gelmesi demek. Bu bir soru değil, sadece hatırlatayım istedim :)
- evet ya o yüzden noellerim kıristmıslarım hep buruk, hep buruk..
Şanssızlığından bu sene kurtulacak mısın?
- valla bana kalsa hemen kurtulurum da o beni bırakmayacak gibi.. yine de umut fakirin ekmeği tabi..
Ortak olarak kullandığımız odamızın bir günde dağılmasına nasıl biz çözüm bulsak? Toplamaktan bıktım o dağılmaktan bıkmıyor!
- ilk iş olarak küçük kardeşi odadan atmalı bence.. dağınıklığın %70i ondan kaynaklanıyor.. %25 de senden desek.. kaldı bana %5.. demek ki çözüm neymiş? ikinizi birden odadan atmak.. %5 dağınıklıktan nolur ki?
Yeni yılla ilgili bir mesajın, söylemek istediğin bir şey varsa alalım. Şarkı az önce söyledin, onun yerine şiir okuyabilirsin, fıkra anlatabilirsin, Almanya'daki amcana selam gönderebilirsin. Ne istersen yap, sahne senin!
- yeni yılda herkesin isteklerine kavuşmasını dilerim.. insanların isteklerine kavuşmalarını her zaman dilerim ama yeni yıl bahanesiyle bir kez daha hatırlatayım dedim.. gülümseyerek geçirdiğimiz günler çok çok fazla olur umarım.. dilerim geçmiş yıllarımızdan daha güzel bir yıl olur, en güzel bi yıl olur! (o ne demekse) he bi de umarım bidoyla seni bu yıl eveririz.. gidin de önümüzü açın yahu!
Zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için teşekkür eder yine bekleriz.
- rica ederiz, ne zaman isterseniz! istediğim sorudan başlayabilir miyim geyiğini bile yapmadım fark ettiysen, o derece saygılıyım bu işe..
*Fotoğraftakilerden büyük olanı soruları sordu, küçük olanı yanıtladı. Gerçi fotoğrafta ikisi de küçük :)
Cumartesi, Ocak 01, 2011
A.nur'a sorduk, 12 popüler cevap aradık.
Merhabalar güzel insanlar. Hepinize mutlu bir yıl, mutlu bir aşk, mutlu gülecek bir neden dileyerek kutluyorum 2011'inizi öncelikle. Sonralıkla da çok tatlı bir organizasyon yaptığımızdan bahsetmek istiyorum. Selin öğretmen (biz ona kendi aramızda elebaşı diyelim) gene fikrim geldi dedi ve bizim, yani Shema Ahalisinin bir avuç mükemmel insanının daha iyi tanınması gerektiğini belirtti. Ya da ben öyle çarpıtmak istiyorum şu an. Oraya takılmayalım zaten, okuyunca anlayacaksınız nasılsa ne olup bittiğini. Ama sözün özünü de söylemek gerek: Biz "Shemamızı tanıyalım" ve "Yeni yılı kutlayalım" etkinlikleri çerçevesinde birbirimizle röportaj yapıyoruz. İlk yazı bana ait olduğu için de böyle anlatma ihtiyacı hissettim. Ama kafa ütüledim.
Blog aleminin duygusal, hassas yürekli narin kızı; friendfeed'in geyikçisi, Shemanun nuru ile yaptım ben röportajımı. Kendisine şimdiden teşekkür ediyor, sizi a.nur'la başbaşa bırakıyorum.
1. Eski yılda soğuk esprilerine güldük, hiçbir şeye ağlamadık. 2011'de planın nedir, bizi ağlatmayı düşünüyor musun?
Yok kız, sizi hep güldürmek istiyorum ki ben.:) Bazen işin ucunu kaçırıyorum, sonra işi kovalıyorum yakalayayım diye, yoruluyorum falan ama işte, değiyor. Bir soğuk esprinin kırk yıl hatırı var derler ya öyle. Ağlamayalım, hep gülelim!
2. Yeni yılları nasıl karşılarsın? En sevdiğin yeni yıl etkinliği nedir? Hiç yeniyılyeniyılyeniyılyeniyılsizlerekutluolsun ya da cingılbelscingılbels(devamınıbilmiyorum)şarkısını söyledin mi?
Ya aslında çok hoşuma gidiyor yeni yıllar. Böyle yeni yıllı filmler izliyorum gelmeden… Aralık sonlarında caddelerde dolaşmayı seviyorum. Bizim kültürümüze ait bir şey değil,asimile olmuş da değilim ama ne bileyim bu ışıl ışıllık hoşuma gidiyor. Umut etmek isteyişim hat safhaya çıkıyor, sonra heyecanlanıyorum.... Kıpır kıpır bir sevgi pıtırcığı olup hediyeler veresim geliyor.
Bir de evet, “yeniyılyeniyılyeniyılyeniyılsizlerekutluolsun” u çok severim, her fırsatta söylerim :p
3. Bu yıl hangi blogları okumaktan vazgeçeceksin? Buradan birilerine laf atıp kavga çıkarmak, reytingimizi artırmak ister misin?
Ovvvvvv! Hemen Pucca diyormuşum, malum herkes kullanıyor bu ismi. Hatta ff’te olsak #pucca yazardım :P Yok kız, ne pucca’yı okuyorum ne de sevmediğim bir blogu… Ben sevdiği şeyleri yapan adamlardanım. Kamyoncuyusev. (Adam falan deyince kamyoncu gibi hissettim kendimi, oradan alaka bu)
4. 2010'un en üzücü ve en sevindirici olayları neydi senin hayatında?
Çok zor soru. Anlık çok fazla mutluluğum var; ama şu harikaydı, süperdi dediğim elle tutulur şeyler değil. Ama uzun vadede bakarsak, shema ahalisi 2010’un pek güzel bir olayı oldu benim için. Beni hep mutlu eden bir yer oldu. O yüzden oyumu ahaliye kullanıyorum :) Kötü olaysa, işte şu polisli molisli hırsızlık olayıydı. Kötü bir kapanış oldu ama oldu bir kere…
5. Yeni yıldan kimi bekliyorsun?
Beni ait olduğum yere götürecek birini. Neverland’e bilet almış birini…
6. Çok sevdiğin bir insanda, en nefret ettiğin huylardan/alışkanlıklardan birinin olduğunu fark ettiğinde ne yaparsın? Yeni yılda böyle bir şeyle karşılaşırsan ne yapmayı düşünürsün?(Konsept yeni yıl ya, ondan öyle bağlayayım dedim ama biraz tırttım sanırım:S)
Ehehe :) Şöyle düşündüm, çok seviyorsam yakınızdır onunla. Ben yakın olduğum kişilere her şeyi söylerim. Kötü olan ben olsam da sonunda… Bir de “neden” yaptığını öğrenirim. Eğer bu onu çok mutlu eden bir şeyse, yapmaktan hoşlanıyorsa, onu öyle de sevebilmeliyimdir. Yoksa çok sevmiş olamam bence. Ama eğer o bu davranışının farkında değilse, benim söylememle fark etmişse, kötü algılanabileceğini düşünmemişse; ben ona o davranışın neden benim için bir nefret sebebi olduğunu açıklarım. Artık sonrası ona kalmıştır…
7. Kendini Shema Ahalisinin içinde bulduğunda sen de çok şaşırdın mı? Oha dedin mi?"Aman Allah'ım, bunca mükemmel insan nasıl böyle bir araya gelir, bu nasıl bir sinerjidir, nasıl bir takdir-i ilahidir, 5 duyu organlarıma inanamıyorum!" deyip bayıldın mı? Yeni yıl seni ayıltır mı? (Konsept olayı hacı malum :S)
Dedim! Bir de ben sonradan geldim ya, böyle kendimi başka bir dünyada buluverdim. Bir de düşününce hepimizi, çok farklıyız ya… Çok olmasa da kişiliklerimiz değişik yani. Ama çok da uyumluyuz. Çok güzel bu. (ne kadar çok “çok” dedim!) Seviyorum sizi canlar :) Bir de bayıldım evet. Yeni yıl beni ayılttı ve gazoz ikram etti. (Ayılana gazoz, bayılana limon şarkısına gönderme yapıyor yazar.)
8. Katılmayı çok isteyip de katılamadığın bir yarışma programı oldu mu? Ya da sınırlandırmayalım, herhangi bir tv programı? (İzdivaç programlarına katılamamak beni çok yaralıyor mesela...)
Hugo! O kadar çok, o kadar çok istiyordum ki! Ne zaman Hugo’nun saati gelse, hemen telefon başına geçip aramaya başlardım. Ama hep meşgul hep meşgul… O sepet dolusu abur cuburun hayaliyle yaşamak nedir iyi bilirim. :(
9. "2011'de muhakkak görüşmek, tanışmak istiyorum!" dediğin bir blogcu, bir twitter'cı, bir ff'ci var mıdır? Varsa kimdir? Neden görüşmek istersin elin adamıyla-kadınıyla ayrıca? Beni delirtmek mi istiyorsun sen kadın :@ :@ :@ !!1!111!!!1!
Deli kız! :p
Ya tam olarak görüşeyim edeyim, bu kesin 2011’de olsun demiyorum ama var birkaç kişi. Blog yazmaya başladığım zamanlarda takip ettiğim bloggerlarla aramda bir bağ var mesela.
Buraneros ve finduilas’la bu yıl olmasa, öteki yıl olmasa bile, bir zaman tanışmak istiyorum. Aklıma ilk gelen onlar…
10. Sevdiklerine yapılan haksızlıklara, gıcıklıklara tahammül edemeyerek onları üzenlere gidip 2 çift laf etmeden duramadığına defaatle şahit olmuşluğum var, inkâr etme. Benim çok sevdiğim bu huyunu sen de çok seviyor musun? Pişman oldun mu hiç bu yüzden? "Yeni bir yıl gelse de bu huyumdan vazgeçsem, bana ne bido'nun canan'ın derdinden, kimsenin etlisine butlusuna karışmayacağım bundan sonra ne halleri varsa görsünler." dediğin oluyor mu?
O huyumun öyle fark edildiğini bile bilmiyordum.:$ Aslında sessiz, sakin görünümünde bir insan olmama rağmen bazı şeylere sessiz kalamama, hareketsiz duramama huyum var. Seviyorum bunu evet. Başım bazen belaya girebiliyor, sonu kötü bittiği de oluyor ama yine de seviyorum :) Pişman olmadım şimdiye kadar… Sevdiceklerimi mutlu edesim gelir hep çünkü, bir yerde destek olasım gelir. Ama olur da bir gün haksız yere bir çift laf edersem, sevdicekleri hep suçsuz görürsem, doğruyu ayıramazsam üzülürüm belki, o olur. Ama güzel böyle…
11. Küçükken ne olmak istiyordun, mesleğini eline alacağın bu yılda ne olacaksın?
Doktor olmak istiyordum. Hatta öyle ki, ilkokulda biri düşüp bir yerini kanattığında, direkt bana getirirdi arkadaşlarım. “Olmak istemek”le “olmak” arasındaki farkı göremiyormuşuz o zamanlar, ne komik değil mi?:) Ben doktor olmayı insanlara yardım edeyim diye istiyordum o zamanlar. Şimdi matematik öğretmeni olacağım, aslında yine insanlığa yardım edeceğim. Bir yerde amaçlar aynı ama ne bileyim, “sahi olabilecek miyim?” diye düşünmeden edemiyor insan. Bir de “mutlu olabilecek miyim?” sorusu var ya hani…
12. Klişe sorulardan sıkıldığını ben de fark ettim. Ama dur, kaçma sonuna geldik işte. Buradan bizi izleyen küçük ama şanslı insan topluluğuna ne söylemek istersin? Yeni yılda mutlu mu olsunlar?
Yoo, çok eğleniyorum ben :)
Biliyorum, şu ana kadar pek çok şey diledik, pek çoğu da gerçekleşmedi ama zaten alışmadık mı ki buna? O zaman yeniden dilemenin ne sakıncası var ki? Haydi, güzel insanlar; hep beraber çok güzel şeyler dileyelim yeniden, mucizeler dileyelim, mutluluklar… Kaybedecek neyimiz var ki? Ne kaldı? Hem, hem, hem ne demiş Nasreddin Hoca:
“Ya tutarsa!”
Değil mi ama?
Mutlu yıllar:))
Blog aleminin duygusal, hassas yürekli narin kızı; friendfeed'in geyikçisi, Shemanun nuru ile yaptım ben röportajımı. Kendisine şimdiden teşekkür ediyor, sizi a.nur'la başbaşa bırakıyorum.
1. Eski yılda soğuk esprilerine güldük, hiçbir şeye ağlamadık. 2011'de planın nedir, bizi ağlatmayı düşünüyor musun?
Yok kız, sizi hep güldürmek istiyorum ki ben.:) Bazen işin ucunu kaçırıyorum, sonra işi kovalıyorum yakalayayım diye, yoruluyorum falan ama işte, değiyor. Bir soğuk esprinin kırk yıl hatırı var derler ya öyle. Ağlamayalım, hep gülelim!
2. Yeni yılları nasıl karşılarsın? En sevdiğin yeni yıl etkinliği nedir? Hiç yeniyılyeniyılyeniyılyeniyılsizlerekutluolsun ya da cingılbelscingılbels(devamınıbilmiyorum)şarkısını söyledin mi?
Ya aslında çok hoşuma gidiyor yeni yıllar. Böyle yeni yıllı filmler izliyorum gelmeden… Aralık sonlarında caddelerde dolaşmayı seviyorum. Bizim kültürümüze ait bir şey değil,asimile olmuş da değilim ama ne bileyim bu ışıl ışıllık hoşuma gidiyor. Umut etmek isteyişim hat safhaya çıkıyor, sonra heyecanlanıyorum.... Kıpır kıpır bir sevgi pıtırcığı olup hediyeler veresim geliyor.
Bir de evet, “yeniyılyeniyılyeniyılyeniyılsizlerekutluolsun” u çok severim, her fırsatta söylerim :p
3. Bu yıl hangi blogları okumaktan vazgeçeceksin? Buradan birilerine laf atıp kavga çıkarmak, reytingimizi artırmak ister misin?
Ovvvvvv! Hemen Pucca diyormuşum, malum herkes kullanıyor bu ismi. Hatta ff’te olsak #pucca yazardım :P Yok kız, ne pucca’yı okuyorum ne de sevmediğim bir blogu… Ben sevdiği şeyleri yapan adamlardanım. Kamyoncuyusev. (Adam falan deyince kamyoncu gibi hissettim kendimi, oradan alaka bu)
4. 2010'un en üzücü ve en sevindirici olayları neydi senin hayatında?
Çok zor soru. Anlık çok fazla mutluluğum var; ama şu harikaydı, süperdi dediğim elle tutulur şeyler değil. Ama uzun vadede bakarsak, shema ahalisi 2010’un pek güzel bir olayı oldu benim için. Beni hep mutlu eden bir yer oldu. O yüzden oyumu ahaliye kullanıyorum :) Kötü olaysa, işte şu polisli molisli hırsızlık olayıydı. Kötü bir kapanış oldu ama oldu bir kere…
5. Yeni yıldan kimi bekliyorsun?
Beni ait olduğum yere götürecek birini. Neverland’e bilet almış birini…
6. Çok sevdiğin bir insanda, en nefret ettiğin huylardan/alışkanlıklardan birinin olduğunu fark ettiğinde ne yaparsın? Yeni yılda böyle bir şeyle karşılaşırsan ne yapmayı düşünürsün?(Konsept yeni yıl ya, ondan öyle bağlayayım dedim ama biraz tırttım sanırım:S)
Ehehe :) Şöyle düşündüm, çok seviyorsam yakınızdır onunla. Ben yakın olduğum kişilere her şeyi söylerim. Kötü olan ben olsam da sonunda… Bir de “neden” yaptığını öğrenirim. Eğer bu onu çok mutlu eden bir şeyse, yapmaktan hoşlanıyorsa, onu öyle de sevebilmeliyimdir. Yoksa çok sevmiş olamam bence. Ama eğer o bu davranışının farkında değilse, benim söylememle fark etmişse, kötü algılanabileceğini düşünmemişse; ben ona o davranışın neden benim için bir nefret sebebi olduğunu açıklarım. Artık sonrası ona kalmıştır…
7. Kendini Shema Ahalisinin içinde bulduğunda sen de çok şaşırdın mı? Oha dedin mi?"Aman Allah'ım, bunca mükemmel insan nasıl böyle bir araya gelir, bu nasıl bir sinerjidir, nasıl bir takdir-i ilahidir, 5 duyu organlarıma inanamıyorum!" deyip bayıldın mı? Yeni yıl seni ayıltır mı? (Konsept olayı hacı malum :S)
Dedim! Bir de ben sonradan geldim ya, böyle kendimi başka bir dünyada buluverdim. Bir de düşününce hepimizi, çok farklıyız ya… Çok olmasa da kişiliklerimiz değişik yani. Ama çok da uyumluyuz. Çok güzel bu. (ne kadar çok “çok” dedim!) Seviyorum sizi canlar :) Bir de bayıldım evet. Yeni yıl beni ayılttı ve gazoz ikram etti. (Ayılana gazoz, bayılana limon şarkısına gönderme yapıyor yazar.)
8. Katılmayı çok isteyip de katılamadığın bir yarışma programı oldu mu? Ya da sınırlandırmayalım, herhangi bir tv programı? (İzdivaç programlarına katılamamak beni çok yaralıyor mesela...)
Hugo! O kadar çok, o kadar çok istiyordum ki! Ne zaman Hugo’nun saati gelse, hemen telefon başına geçip aramaya başlardım. Ama hep meşgul hep meşgul… O sepet dolusu abur cuburun hayaliyle yaşamak nedir iyi bilirim. :(
9. "2011'de muhakkak görüşmek, tanışmak istiyorum!" dediğin bir blogcu, bir twitter'cı, bir ff'ci var mıdır? Varsa kimdir? Neden görüşmek istersin elin adamıyla-kadınıyla ayrıca? Beni delirtmek mi istiyorsun sen kadın :@ :@ :@ !!1!111!!!1!
Deli kız! :p
Ya tam olarak görüşeyim edeyim, bu kesin 2011’de olsun demiyorum ama var birkaç kişi. Blog yazmaya başladığım zamanlarda takip ettiğim bloggerlarla aramda bir bağ var mesela.
Buraneros ve finduilas’la bu yıl olmasa, öteki yıl olmasa bile, bir zaman tanışmak istiyorum. Aklıma ilk gelen onlar…
10. Sevdiklerine yapılan haksızlıklara, gıcıklıklara tahammül edemeyerek onları üzenlere gidip 2 çift laf etmeden duramadığına defaatle şahit olmuşluğum var, inkâr etme. Benim çok sevdiğim bu huyunu sen de çok seviyor musun? Pişman oldun mu hiç bu yüzden? "Yeni bir yıl gelse de bu huyumdan vazgeçsem, bana ne bido'nun canan'ın derdinden, kimsenin etlisine butlusuna karışmayacağım bundan sonra ne halleri varsa görsünler." dediğin oluyor mu?
O huyumun öyle fark edildiğini bile bilmiyordum.:$ Aslında sessiz, sakin görünümünde bir insan olmama rağmen bazı şeylere sessiz kalamama, hareketsiz duramama huyum var. Seviyorum bunu evet. Başım bazen belaya girebiliyor, sonu kötü bittiği de oluyor ama yine de seviyorum :) Pişman olmadım şimdiye kadar… Sevdiceklerimi mutlu edesim gelir hep çünkü, bir yerde destek olasım gelir. Ama olur da bir gün haksız yere bir çift laf edersem, sevdicekleri hep suçsuz görürsem, doğruyu ayıramazsam üzülürüm belki, o olur. Ama güzel böyle…
11. Küçükken ne olmak istiyordun, mesleğini eline alacağın bu yılda ne olacaksın?
Doktor olmak istiyordum. Hatta öyle ki, ilkokulda biri düşüp bir yerini kanattığında, direkt bana getirirdi arkadaşlarım. “Olmak istemek”le “olmak” arasındaki farkı göremiyormuşuz o zamanlar, ne komik değil mi?:) Ben doktor olmayı insanlara yardım edeyim diye istiyordum o zamanlar. Şimdi matematik öğretmeni olacağım, aslında yine insanlığa yardım edeceğim. Bir yerde amaçlar aynı ama ne bileyim, “sahi olabilecek miyim?” diye düşünmeden edemiyor insan. Bir de “mutlu olabilecek miyim?” sorusu var ya hani…
12. Klişe sorulardan sıkıldığını ben de fark ettim. Ama dur, kaçma sonuna geldik işte. Buradan bizi izleyen küçük ama şanslı insan topluluğuna ne söylemek istersin? Yeni yılda mutlu mu olsunlar?
Yoo, çok eğleniyorum ben :)
Biliyorum, şu ana kadar pek çok şey diledik, pek çoğu da gerçekleşmedi ama zaten alışmadık mı ki buna? O zaman yeniden dilemenin ne sakıncası var ki? Haydi, güzel insanlar; hep beraber çok güzel şeyler dileyelim yeniden, mucizeler dileyelim, mutluluklar… Kaybedecek neyimiz var ki? Ne kaldı? Hem, hem, hem ne demiş Nasreddin Hoca:
“Ya tutarsa!”
Değil mi ama?
Mutlu yıllar:))
Salı, Kasım 23, 2010
İçecek Ne Alırdım?

Vize zamanı geldi çattı. Ne zaman sınav vakti gelse içimde kalan, gerilere attığım ne varsa gelir oturur karşıma. Beraber nane limon çayı içeriz. Çünkü ben hiç sevmem o çayı.
Vize zamanı gelince hayatımın herhangi bir yerine koymadığım derslerim gelir aklıma. Ve kızarım bu umursamazlığıma. İşte o zaman mutlu geçinen A.nur, kostümlerinden arınıp özündeki giysileri giyer. Ne kadar püften bir hayatı olduğunu düşünür kızar kendine. Sonra aklında o tümce belirir " sendeki de dert mi, şükürsüz!" Sonra düşüncesine de kızar. O susar, "senden bir halt olmaz-vari cümleler" konuşur. Karşılıklı ıhlamur içerler. Ki ben onu da sevmem.
Zaman makinesine binip usta bir dedektifle beni üzecek şeyleri aramaya gideriz sonra. Geçmişten, şimdiden ve henüz bilmediğim gelecekten şeyler toplarız. O kadar yetenekliyizdir ki gelmeyen gelecekten bir torba matafla döneriz. Elimiz boş dönmek hiç olur mu? Sonra, oturur üstüne bir portakal nektarı içeriz. Sever miyim? Hiç sevmem.
Oysa bilir misin? Sevmek istemiştim nane limonu, ıhlamuru ve portakal nektarını. İnsanları sevmek istemiştim. Birini sevmek istemiştim. Hayatımı bu kadar buraya bağlamış olmamın ve açık sözlülüğümün utancını sevmek istemiştim. Felsefe kitaplarındaki "birey sevgiye açtır" ifadesini sevmek istemiştim. Pamuk ipliklerine bağlı umutlarımı da sevmek istemiştim. Ben hep böyle değilim, bilmelisin. Neşeliyim, umutluyum, vazgeçmek kelimesinden nefret eden ve umursamaz olamayan biriyim... Ama geldi ya şu vizeler, ben aralıksız bir şekilde dizi izliyorum ya... Acınası... Tek umursadığım duygularım, vizeler bekleyebilir. Duygularım çok ağır, onlar dizilerin ardına, dolaplara, çekmecelere gizlenebilir...
Birine değer vermeye korkuyorum artık. Yorgunum ve umutsuzluğun içine umursamazlığı eklemişim. Güzel hayallerim rafları süslüyor şu aralar. Vitrin artlarından iç çekiyorum. Sonra derin bir nefes alıp dizilerin başına oturuyorum. Sabah kahvaltı yapmadan okula gidiyorum. Aç karnına su içiyorum. Ki su güzeldir... Ama aç karnına... Sevdiğim şeyi bile doğru düzgün içemiyorum.
Etrafıma, dizilere, yaşamlara bakıp imrenmiyorum. Kabulleniş hali bu. Bir müddet hüküm sürecek gibi...
Belki bir gün sonra çıkar "hayat çok güzel" "umut ne güzel şey" "bir gün her şey güzel olacak" falan da derim. Yani belki değil kesin derim. Sonra sen dengesiz dersin, yalancı dersin. Sonra karşılıklı ıhlamur, nane limon ve portakal nektarı içeriz. Belki tutar seviveririm onları. Dengesizlik ya bu...
Ama ne var biliyor musun?
Sevmeyeceğim.
Ve bu hayattan aldığım buruk tat da hep yutkunduğum yerde asılı kalacak.
Güzel şeyler içince gitti sansam da...
Geçmeyecek.
Cuma, Kasım 19, 2010
serzeniş
Her bayram bana ısrarla mesaj atan güzel insan.
ilkinde kim olduğunu sordum, bana trip attın söylemedin eyvallah..
ikinci soruşumda yine aşkolsun diyip adını söyledin, bu sefer tanımıyorum diye trip attın..
sana ısrarla mesaj atmak istediğin kişinin ben olmadığımı söyledim yine beni nasıl tanımazsın dedin..
sorun şu güzel kardeşim, bayramda seyranda mesaj atmandan rahatsız değilim ama ben seni TA-NI-MI-YO-RUM..
ben sandığın kişiye kırılma diye bir kaç bayram cevap bile attım daha ne yapayım!
p.s: bu seferlik bayram mesajlarınıza geri dönemedim, mazur görün..
ilkinde kim olduğunu sordum, bana trip attın söylemedin eyvallah..
ikinci soruşumda yine aşkolsun diyip adını söyledin, bu sefer tanımıyorum diye trip attın..
sana ısrarla mesaj atmak istediğin kişinin ben olmadığımı söyledim yine beni nasıl tanımazsın dedin..
sorun şu güzel kardeşim, bayramda seyranda mesaj atmandan rahatsız değilim ama ben seni TA-NI-MI-YO-RUM..
ben sandığın kişiye kırılma diye bir kaç bayram cevap bile attım daha ne yapayım!
p.s: bu seferlik bayram mesajlarınıza geri dönemedim, mazur görün..
Çarşamba, Kasım 17, 2010
açtırdın bayramlık ağzımı
eskiden, çok çok eskiden bizim ailenin bayram aktiviteleri değişmez iken...
ramazan bayramlarını istanbul'da geçirirdik. sabahın köründe kalkılır, hiç bişey yemeden önce ağza bi şeker atılıp "oruç şekerle açılır", ardından bayramlıklar giyilip saçlar taranıp süslenilip püslenilip aile içi bayramlaşılır ve amcamlara gidilirdi kahvaltıya. koskoca bi yer sofrasına sıkış tıkış oturarak büyük bi aile kahvaltısı yapılırdı. biz küçüktük o zamanlar, bulaşık yıkama kabiliyetimiz yoktu ve kahvaltıdan sonra mutfak yerine çocuk odasına sıvışır, kuzenler topluluğuyla oyun moyun oynardık; babam, annem, amcam ve yengem çocuksuz gidilmesi gereken bayram ziyaretlerini yaparken. bi süre sonra sıkılır ve gelmelerini dört gözle beklemeye başlardık.
evimize geçtiğimizde bissürü misafirimiz gelirdi, ve onlara sadece hazır baklava ikram ederdik. annem tatlı yapmayı bilmediği gibi, börek yapmayı da bilmezdi. olsun, baklava da iyiydi. akşama doğru sülale büyüklerinden başlayarak bayramcı gezer, 2. günün sonunda ya da 3. gün de amcamları ağırlardık. cümbür cemaat gelirlerdi, kocaman aile tablomuz bi de bizim evde poz verirdi.
kurban bayramlarında ise kütahya'daki halama giderdik, kocaman bi bahçesi olan küçük bi evde kalırdık. arefe gününü bahçedeki koyunlara -çok yaklaşmadan- bakmakla, pisliklerini zeytin çekirdeğine benzetmekle, yoğurtlu mantı yiyip yatmakla geçirirdik. orada bayram çok güzel geçerdi. sabah hava eğer çok soğuksa pencereden, yok eğer ılıksa da bahçeye çıkarak kurbanın kesilişini izler, alnımıza kurban kanı sürdürür; kahvaltıda kavurma, haşhaşlı lokum, top şeklinde tereyağı, ev yapımı çokokrem yerdik. bayramlaşma faslı kahvaltıdan önce miydi sonra mıydı hatırlamıyorum. ama halam bize hep mendil, çorap verirdi onu çok iyi hatırlıyorum.
halamın tam 5 tane kızı vardı. en küçüğü benden 6 yaş büyüktü ve bizle en çok o ilgilenirdi. çok severdik biz de onu, dibinden ayrılmazdık. arkadaşlarını bizle tanıştıracağı zamanlar heyecandan ölürdüm. arkamdan bişey söyliycekler mi acaba diye nasıl merak ederdim. sanki hepsi birer popstardı, ama en çok halamın kızı tabi ki. kıpkıvırcık saçları vardı. bi keresinde benim saçımı tepeden toplamıştı, sanırım daha önce hiç tepeden toplamamıştım saçımı ve daha uzun gözükmesine sebep olduğu için ona teşekkür etmiştim.
gelelim mi bugüne peki? mesela bu yılki 2 bayrama?
ramazan bayramımız çok güzeldi, o kadar güzeldi ki sorma. nerdeyse bütün akrabalar köydeydi. biz gitmedik. gidemedik. çünkü yıllarca amcamlarla birlikte kaldığımız köy evimiz artık bizim değil. çünkü babam ve amcam birbiriyle konuşmuyor. insan kardeşiyle hiç konuşmaz mı? konuşmaz işte. evi bile paylaştılar. sebep de ne olsa beğenirdin? o küçük çocuklar. iki kardeş, birbiriyle bacak kadar çocukları büyüdükten sonra onlar yüzünden küsebilirmiş. bugün de hayattan bunu öğrendik, hadi bakalım. kaldık mı istanbul'da gene? kaldık. sıkıldık. kalabalıksız bayram mı olurmuş? oldu işte.
kurban bayramı, yani bugün. nankörlük yok, kötü değildi. ama kütahya'daki kadar iyi de değildi. hatta inanmazsın, babam ve kütahya'daki halam bile konuşmuyor artık birbiriyle. sebep? anlatmaya değmez, öyle boktan.
yazdıkça bunaldım, boğuldum. hayat çok acımasız diye höykürsem olmaz mıydı, uzatmadan? olurdu ama anlar mıydın o zaman? anlatmak lazımdı.
çok sıkılıyorum ben artık bayramlarda. amcamlarsız bayram olmazmış sanki, öyle hissediyorum. belki köyde yeni bir evimiz olacak ve köye de gideceğiz gene ama amcamlarsız köy evinin tadı mı olur ki? onun kızı benim ikizim bi kere. karısı 2. annem gibi bişey. çocukları ablam, abim. hiç olmadı ki şimdi böyle.. 2 sene öncesine kadar babam bizi amcamlara bırakırdı bayramlarda, kendi gelmese de bizim gitmemizi isterdi. amcamın çocukları da aynı yöntemi kullanmaya başladılar sonra. çok kötü bişeydi o. bilir misin? bilmezsin umarım. babamın abisine, babamsız gitmek ne kötü bişeydi. insanın amcasının, düğününe gelmeyecek olması mesela, ne kötü bişey olacak. bi yerde karşılaştığında, babanın abisinin sana "annen baban nasıl" yerine "annenler nasıl" demesi. bu inan çok kötü bişey. hiç olmadı böyle gerçekten. bunu kabul etmedik, tekrar bekleriz. gelmez misiniz? gelmezsiniz tabi ki. bekleyende kabahat! zaten çocuklarınız bizim yöntemi bıraktı bırakalı, kötülüğe iyiliği benimsemiş ailemiz bile döndü. biz de size gelmiyoruz 2 senedir. farketmediniz mi? etmez olur musunuz..
çok üzülüyoruz biz artık bayramlarda. ikizim ve ben. ve abim, ve ablam. belki amcamın diğer çocukları. ndan bazıları, evet bazıları. çok mu kişiselleştirdik? öyle oldu. burası benim babamın blogu değildi!
velhasıl-ı kelam, hayat çok acımasızlaştı ve bayramlar artık bayramlığını bilmiyor. sevindireceğine, üzüyor. gene de kutlu olsun, mutlu olsun.
diyerek huzurlarınızdan ayrılır, bu yazının utancını yaşayan bi dost...
ramazan bayramlarını istanbul'da geçirirdik. sabahın köründe kalkılır, hiç bişey yemeden önce ağza bi şeker atılıp "oruç şekerle açılır", ardından bayramlıklar giyilip saçlar taranıp süslenilip püslenilip aile içi bayramlaşılır ve amcamlara gidilirdi kahvaltıya. koskoca bi yer sofrasına sıkış tıkış oturarak büyük bi aile kahvaltısı yapılırdı. biz küçüktük o zamanlar, bulaşık yıkama kabiliyetimiz yoktu ve kahvaltıdan sonra mutfak yerine çocuk odasına sıvışır, kuzenler topluluğuyla oyun moyun oynardık; babam, annem, amcam ve yengem çocuksuz gidilmesi gereken bayram ziyaretlerini yaparken. bi süre sonra sıkılır ve gelmelerini dört gözle beklemeye başlardık.
evimize geçtiğimizde bissürü misafirimiz gelirdi, ve onlara sadece hazır baklava ikram ederdik. annem tatlı yapmayı bilmediği gibi, börek yapmayı da bilmezdi. olsun, baklava da iyiydi. akşama doğru sülale büyüklerinden başlayarak bayramcı gezer, 2. günün sonunda ya da 3. gün de amcamları ağırlardık. cümbür cemaat gelirlerdi, kocaman aile tablomuz bi de bizim evde poz verirdi.
kurban bayramlarında ise kütahya'daki halama giderdik, kocaman bi bahçesi olan küçük bi evde kalırdık. arefe gününü bahçedeki koyunlara -çok yaklaşmadan- bakmakla, pisliklerini zeytin çekirdeğine benzetmekle, yoğurtlu mantı yiyip yatmakla geçirirdik. orada bayram çok güzel geçerdi. sabah hava eğer çok soğuksa pencereden, yok eğer ılıksa da bahçeye çıkarak kurbanın kesilişini izler, alnımıza kurban kanı sürdürür; kahvaltıda kavurma, haşhaşlı lokum, top şeklinde tereyağı, ev yapımı çokokrem yerdik. bayramlaşma faslı kahvaltıdan önce miydi sonra mıydı hatırlamıyorum. ama halam bize hep mendil, çorap verirdi onu çok iyi hatırlıyorum.
halamın tam 5 tane kızı vardı. en küçüğü benden 6 yaş büyüktü ve bizle en çok o ilgilenirdi. çok severdik biz de onu, dibinden ayrılmazdık. arkadaşlarını bizle tanıştıracağı zamanlar heyecandan ölürdüm. arkamdan bişey söyliycekler mi acaba diye nasıl merak ederdim. sanki hepsi birer popstardı, ama en çok halamın kızı tabi ki. kıpkıvırcık saçları vardı. bi keresinde benim saçımı tepeden toplamıştı, sanırım daha önce hiç tepeden toplamamıştım saçımı ve daha uzun gözükmesine sebep olduğu için ona teşekkür etmiştim.
gelelim mi bugüne peki? mesela bu yılki 2 bayrama?
ramazan bayramımız çok güzeldi, o kadar güzeldi ki sorma. nerdeyse bütün akrabalar köydeydi. biz gitmedik. gidemedik. çünkü yıllarca amcamlarla birlikte kaldığımız köy evimiz artık bizim değil. çünkü babam ve amcam birbiriyle konuşmuyor. insan kardeşiyle hiç konuşmaz mı? konuşmaz işte. evi bile paylaştılar. sebep de ne olsa beğenirdin? o küçük çocuklar. iki kardeş, birbiriyle bacak kadar çocukları büyüdükten sonra onlar yüzünden küsebilirmiş. bugün de hayattan bunu öğrendik, hadi bakalım. kaldık mı istanbul'da gene? kaldık. sıkıldık. kalabalıksız bayram mı olurmuş? oldu işte.
kurban bayramı, yani bugün. nankörlük yok, kötü değildi. ama kütahya'daki kadar iyi de değildi. hatta inanmazsın, babam ve kütahya'daki halam bile konuşmuyor artık birbiriyle. sebep? anlatmaya değmez, öyle boktan.
yazdıkça bunaldım, boğuldum. hayat çok acımasız diye höykürsem olmaz mıydı, uzatmadan? olurdu ama anlar mıydın o zaman? anlatmak lazımdı.
çok sıkılıyorum ben artık bayramlarda. amcamlarsız bayram olmazmış sanki, öyle hissediyorum. belki köyde yeni bir evimiz olacak ve köye de gideceğiz gene ama amcamlarsız köy evinin tadı mı olur ki? onun kızı benim ikizim bi kere. karısı 2. annem gibi bişey. çocukları ablam, abim. hiç olmadı ki şimdi böyle.. 2 sene öncesine kadar babam bizi amcamlara bırakırdı bayramlarda, kendi gelmese de bizim gitmemizi isterdi. amcamın çocukları da aynı yöntemi kullanmaya başladılar sonra. çok kötü bişeydi o. bilir misin? bilmezsin umarım. babamın abisine, babamsız gitmek ne kötü bişeydi. insanın amcasının, düğününe gelmeyecek olması mesela, ne kötü bişey olacak. bi yerde karşılaştığında, babanın abisinin sana "annen baban nasıl" yerine "annenler nasıl" demesi. bu inan çok kötü bişey. hiç olmadı böyle gerçekten. bunu kabul etmedik, tekrar bekleriz. gelmez misiniz? gelmezsiniz tabi ki. bekleyende kabahat! zaten çocuklarınız bizim yöntemi bıraktı bırakalı, kötülüğe iyiliği benimsemiş ailemiz bile döndü. biz de size gelmiyoruz 2 senedir. farketmediniz mi? etmez olur musunuz..
çok üzülüyoruz biz artık bayramlarda. ikizim ve ben. ve abim, ve ablam. belki amcamın diğer çocukları. ndan bazıları, evet bazıları. çok mu kişiselleştirdik? öyle oldu. burası benim babamın blogu değildi!
velhasıl-ı kelam, hayat çok acımasızlaştı ve bayramlar artık bayramlığını bilmiyor. sevindireceğine, üzüyor. gene de kutlu olsun, mutlu olsun.
diyerek huzurlarınızdan ayrılır, bu yazının utancını yaşayan bi dost...
Perşembe, Kasım 04, 2010
Söyleyeceklerim vardı da, onun için rahatsız ettim-2
Seslenmeye devam ediyoruz. Bu kez belli kişilere değil aklıma gelen herkese sesleneceğim.
* "Öğretmenlik bayan mesleği" deyip genç kızlarımızın beynini yıkayan ablalar-abiler!
Durun ya! Haftanın 6 günü sabahın 9'unda evden çıkıp akşam en erken 8'de eve varmayı kaldırmıyor benim bünyem. Ben sizi dinleyip öğretmenliğe bulaşmadım tabi ama siz bir susun, bırakın gençler ne istiyorlarsa seçsinler. Atansalar hafta sonları tatil yapacaklar, en geç 5'te çıkacaklar, yazın 3 ay tatilleri olacak belki dediğiniz gibi (ki uzaktan gözüktüğü gibi değil kesinlikle) ama ya atanamazlarsa?
* Sevgili öğrenci velileri!
Dershaneye para verdiğiniz için orayı ve orada bulunan herkesi satın aldığınızı düşünmeyin. Dünya sizin çocuğunuzun çevresinde de dönmüyor zaten. 24 saatimizi tek çocuğa ayıramayız.
* Sevgili işverenler!
Öğretmenlik mezunu olduğuma bakmayın, dil ve edebiyat bölümünde gösterilen bütün dersleri de aldım ben, valla. Acıyın bana be :(
* Öğrenci milleti!
Öğretmenleri bıraksanız 24 saat ders anlatacak tipler sanmayın. Ben gayet sakin ve son derece sıkıcı hayatlara sahip insanlar olduklarını sanırdım mesela, okul dışında hiçbir şekilde sosyal hayatları olmadığına inanırdım küçükken ama öyle değilmiş. Öğrencilik yıllarında edinemediği sosyal çevreyi öğrenciler arasında oluşturmaya çalışan insanlar görüyorum ama onlar istisna. Öğretmeniniz dersten çıkıp bir metal grubunun konserine gidiyor olabilir, mümkün böyle şeyler.
* Toplu taşıma aracında dinlediği müziği herkese duyuran tipler!
Ya ben normalde de Serdar Ortaç, Demet Akalın ve türevlerine tahammül edemiyorum, özellikle sabah sabah hiç çekilmiyorlar. Sen seviyorsan dinle, sana karışan yok ama ya sesini kıs ya da adam gibi kulaklık al yahu!
* Msnde sadece kendileriyle konuşmamızı, bütün gün kendileriyle mesajlaşmamızı, kendileri dışında hiç çevremiz olmamasını isteyen tuhaf arkadaşlar!
Senin başka arkadaşın yok diye benim de mi olmasın? Ayrıca gün boyu mecburen seni görüyorsam neden akşamımı da seninle saçma sapan konulardan bahsederek harcayayım?
* Kendilerini olduklarından farklı göstermeye çalışıp bu yolla ilgi çekeceğini sanan tipler!
Biz sizi tanıyoruz be canım, benim senin hakkında her şeyi bildiğimin farkında olmana rağmen yanımda kendini başkalarına olduğundan çok çok farklı anlatmak seni sadece salak durumuna düşürmüyor mu sence de?
* Sevgili ÖSYM!
Bir dahaki sınavda mentollü olips verme, karnımız acıktı yiyince.
* Sevgili polisler ve güvenlik görevlileri!
Sınav sabahı ayakkabıların içi, kulak içi gibi yerleri aradınız ya bir şey saklayıp saklamadığımızı görmek için, gerçekten size saygı duydum. Benim asla midem kaldırmazdı öyle bir arama yapmayı.
* Ön lisans ve lise mezunlarının girdiği KPSS sanıp eğitim bilimleri sınavına gelen kız!
Yavrum sen otur evinde e mi annem? Sınav yerleriniz bile belli olmamışken ne düşünüp yollara düştün bilmiyorum ama boş ver sen memur olup ne yapacaksın. Milleti de sıkıntıya sokarsın falan. Gerek yok. Yeni bir kariyer planlaması yapalım sana gel.
* Sevgili şema ahalisi!
Yazın uleynn!
* "Öğretmenlik bayan mesleği" deyip genç kızlarımızın beynini yıkayan ablalar-abiler!
Durun ya! Haftanın 6 günü sabahın 9'unda evden çıkıp akşam en erken 8'de eve varmayı kaldırmıyor benim bünyem. Ben sizi dinleyip öğretmenliğe bulaşmadım tabi ama siz bir susun, bırakın gençler ne istiyorlarsa seçsinler. Atansalar hafta sonları tatil yapacaklar, en geç 5'te çıkacaklar, yazın 3 ay tatilleri olacak belki dediğiniz gibi (ki uzaktan gözüktüğü gibi değil kesinlikle) ama ya atanamazlarsa?
* Sevgili öğrenci velileri!
Dershaneye para verdiğiniz için orayı ve orada bulunan herkesi satın aldığınızı düşünmeyin. Dünya sizin çocuğunuzun çevresinde de dönmüyor zaten. 24 saatimizi tek çocuğa ayıramayız.
* Sevgili işverenler!
Öğretmenlik mezunu olduğuma bakmayın, dil ve edebiyat bölümünde gösterilen bütün dersleri de aldım ben, valla. Acıyın bana be :(
* Öğrenci milleti!
Öğretmenleri bıraksanız 24 saat ders anlatacak tipler sanmayın. Ben gayet sakin ve son derece sıkıcı hayatlara sahip insanlar olduklarını sanırdım mesela, okul dışında hiçbir şekilde sosyal hayatları olmadığına inanırdım küçükken ama öyle değilmiş. Öğrencilik yıllarında edinemediği sosyal çevreyi öğrenciler arasında oluşturmaya çalışan insanlar görüyorum ama onlar istisna. Öğretmeniniz dersten çıkıp bir metal grubunun konserine gidiyor olabilir, mümkün böyle şeyler.
* Toplu taşıma aracında dinlediği müziği herkese duyuran tipler!
Ya ben normalde de Serdar Ortaç, Demet Akalın ve türevlerine tahammül edemiyorum, özellikle sabah sabah hiç çekilmiyorlar. Sen seviyorsan dinle, sana karışan yok ama ya sesini kıs ya da adam gibi kulaklık al yahu!
* Msnde sadece kendileriyle konuşmamızı, bütün gün kendileriyle mesajlaşmamızı, kendileri dışında hiç çevremiz olmamasını isteyen tuhaf arkadaşlar!
Senin başka arkadaşın yok diye benim de mi olmasın? Ayrıca gün boyu mecburen seni görüyorsam neden akşamımı da seninle saçma sapan konulardan bahsederek harcayayım?
* Kendilerini olduklarından farklı göstermeye çalışıp bu yolla ilgi çekeceğini sanan tipler!
Biz sizi tanıyoruz be canım, benim senin hakkında her şeyi bildiğimin farkında olmana rağmen yanımda kendini başkalarına olduğundan çok çok farklı anlatmak seni sadece salak durumuna düşürmüyor mu sence de?
* Sevgili ÖSYM!
Bir dahaki sınavda mentollü olips verme, karnımız acıktı yiyince.
* Sevgili polisler ve güvenlik görevlileri!
Sınav sabahı ayakkabıların içi, kulak içi gibi yerleri aradınız ya bir şey saklayıp saklamadığımızı görmek için, gerçekten size saygı duydum. Benim asla midem kaldırmazdı öyle bir arama yapmayı.
* Ön lisans ve lise mezunlarının girdiği KPSS sanıp eğitim bilimleri sınavına gelen kız!
Yavrum sen otur evinde e mi annem? Sınav yerleriniz bile belli olmamışken ne düşünüp yollara düştün bilmiyorum ama boş ver sen memur olup ne yapacaksın. Milleti de sıkıntıya sokarsın falan. Gerek yok. Yeni bir kariyer planlaması yapalım sana gel.
* Sevgili şema ahalisi!
Yazın uleynn!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

